Wikipedia

Arama sonuçları

28 Şubat 2018 Çarşamba

Sosyal Medyada Olmak Ya Da Olmamak

Google Görsellerden Alınmıştır
Geçenlerde hiçbir sosyal hesabı olmayan kuzenim bana "sosyal hesapların sana ne faydası var? Ne kattı sana?" diye sordu. Ben de "örneğin Damla'yı sallarken çok güzel vakit geçiriyorum" dedim. Ama daha sonra bunun üzerine çok düşündüm; gerçekten ne gibi faydası vardı? Peki faydası değil de zararı var mıydı? Sosyal medya yüzünden daha mı az okuyorduk? Ya da birbirimizle daha mı az sohbet ediyorduk? Dostluklar daha mı yüzeyseldi?...

Bu sorular takıldı biraz aklıma. İşin içinden çıktığım pek söylenemez. Çünkü artık dünya sosyal medya üzerine dönüyorken içine sinmese de fransız kalmamak için bir şekilde dahil oluyorsun sen de. E bir de meraklı bir insanım sonuçta :)

Çalışıyorken ben de sosyal hesaplarıma fazla zaman ayıramıyordum ve ayıranların da çok fazla boş vakti olduğunu düşünüyordum. Ama şimdi evdeyim çok olmasa da Damla'dan ve ev işlerinden arta kalan zamanlarda bir kahve molası verdiğim boş zamanlarda instagramda vakit geçirmeyi seviyorum. Facebook hesabım da var ama ona pek bakmıyorum. İnstagram daha pratik ve daha apolitik.

İnsanların fotolarına ve hayatlarına bakmak bana eğlenceli geliyor. Damla'nın fotolarını da koyuyorum arada. Nasıl büyüdüğünü anbean kaydedeyim ve sık sık görüşemediğimiz akrabalarımız onu görsün diye...

Ben suyu çıkmadığı sürece instagramın bir zararının olmadığını düşünüyorum galiba. Tabi bu takip ettiğin hesaplarla da alakalı biraz. Örneğin, bazı hesaplar o kadar abartılı paylaşımlar yapıyor ki "eltisine hava atmak için kolundaki bilezikleri sallaya salaya gezen yeni gelin" havası estiriyorlar adeta :)

Evet böyle hesapları gezince de haliyle insan, bir özendirme, bir beğenilme arzusu, bir en güzel ben yaşıyorum, en çok ben geziyorum, en güzel ben giyiniyor, en çok ben takıp takıştırıyorum hahayttt! bu yüzden hadi beni laykla canımm! havası hissetmiyor değil... Hatta zannediyorum ki, bazı hesaplar kitapları bile okumak için değil de sadece fotoğraf çekip paylaşmak için alıyorlar. Zira, insanın kitap okurken artist artist foto çekilmesi, ben kitapları yayıla yayıla ve en berduş halimle okuduğum için, bana saçma ve samimiyetsiz geliyor :) Böyle olunca da insan böyle hesaplarla aynı platformda olmak istemiyor.

Öte yandan instagramın, yeni kitaplar hakkında bilgi sahibi olma, değişik yerler öğrenme, giyim-tarz konusunda fikir edinme, yeni lezzetler keşfetme gibi faydaları da oluyor. Örneğin hamileyken takibe aldığım hamilelikle ilgili her türlü sorulara cevap bulabildiğim hesapların çok faydasını görmüşümdür. Bebek bakımı konusunda da keza aynı şekilde faydalandığım hesaplar mevcut.

Gördüğünüz gibi ben işin içinden çıkamadım dostlar. Sanırım abartılmadığı ve samimiyetten kaçılmadığı sürece sosyal ağlarda var olmanın bir sakıncası yok.  Siz ne dersiniz?

19 Şubat 2018 Pazartesi

Cebimdeki Yabancı



2016 yılında çekilmiş "Perfetti Sconosciuti" adlı filmin bir uyarlaması olan, yapımcılığını Ferzan Özpetek'in üstlendiği "Cebimdeki Yabancı" Serra Yılmaz'ın ilk defa yönetmenlik yaptığı filmmiş aynı zamanda.

Üçü çift yedi eski arkadaş muhteşem bir sofranın etrafında akşam yemeği için bir araya geliyorlar. Yemek sırasında açılan sohbette bir oyun oynamaya karar veriyorlar ve oyun gereği herkes telefonlarını masaya koyuyor. Tüm gece boyunca gelen aramaların hoparlörden cevaplanması ve her mesajın yüksek sesle okunması isteniyor. Zaman ilerledikçe, gelen çağrılar ve mesajlarla birlikte çiftler arasındaki sırlar bir bir ortaya çıkıyor ve doğal olarak da ilişkiler sarsıntıya uğruyor.

Filmin orjinalini seyretmedim, seyredenler kem küm ediyor ama ben seyretmediğim için bana göre değişik, güzel bir filmdi diyebilirim. Görüntüler (özellikle yemekler), fonda çalan müzikler, oyuncuların performansı da gayet iyiydi.

Günlük koşturmacalardan sonra dinlendiren  bir filmmiş gibi geldi bana. He unutmadan çıkınınız sağlam gidin filme, yemekleri görünce ne kadar tok olsa da insanın midesi kazınıyor, biz koca popcornu gömdük izlerken :)




8 Şubat 2018 Perşembe

Damla'nın Notları (5.Ay)

07.01.2017 / 07.02.2017


Tekrar merhaba, şu an dolu dolu 6.ayımı bitirdim. Size nasıl bitirdiğimi, yani 5.ayımda neler yaşadığımı anlatmak istiyorum.

Beş aylık olduğumda kilom 6,78 boyum da 65 cm olmuştu. Kilom normal, boyum ise normalden biraz uzunmuş. Anne sütü ve Aptamil'e devam ediyorum.

Geçen ayın sonunda doktorum anneme bir liste vermiş ve bu listeye göre de eğer istersek ek gıdaya geçebileceğimizi söylemişti. Annem ayın ortalarında yani ben 5.5 aylıkken bu listeyi uygulamaya başladı. Böylece Anne sütü+Aptamil ikilisine bir de ek gıda eklendi. Listem beni doyurmalık değil de daha çok tatlara alıştırmalık bir liste.

İlk ek gıda listem
İlk tattığım ek gıda bal kabağı püresi oldu. 3 gün ek gıda olarak sadece bal kabağı püresi yedim. Ben çok sevdim annem ilk başta 2 kaşık verdi ama ben ona tüm şirin halime bürünüp daha fazla vermesi için cilveler yaptım ertesi günü daha fazla verdi ve ondan sonraki gün daha da fazla...Ama yine de benim için yeterli değildi. Bana kalsa bir tencere dolusu bal kabağı yiyebilirim.

Yemek yemek ciddiyet ister :)
3 gün sonra bal kabağını patatesle karıştırdı daha sonra bu tarife havuç da ekledi daha sonra pirinç kombinasyonunu denedik. Bence bal kabağı her haliyle çok güzel.

Annem bana daha sonra yer elması çorbası yaptı onu da her gün değişik kombinlerle pişirdi hepsi de güzeldi ama favorim bal kabağıyla olanı tabi ki.

Sonra sabahları armut püresi eklendi listeye. İki üç kaşıkla başladık bir fincana kadar çıktık, bakalım bugün elma püresi verecekmiş, çok heyecanlıyım bu yüzden. Akşam üzerleri de 2-3 kaşık yoğurt vermeye başladı. İşte bunu sevmiyorum. Yoğurt yerken herkes bana çok gülüyor, galiba suratım çok komik oluyor.

Nasıl yiyorsunuz bu yoğurdu ya!

Ek gıda maceram böyle... ilerki günlerde beni hangi tatlar bekliyor, çok meraktayım. Heyecanla yeni tatları denemeyi bekliyorum.

Bu ayı sessiz sakin geçirdim diyebilirim, burnum tıkanmadı ya da tıkanmasına annem müsade etmedi. Doktorumun verdiği iyileştirici kremler sayesinde popomdaki pişik de geçti. Yalnız diş etlerim beni çıldırtmaya devam ediyor. Onlar kaşındıkça ben de yüksek sesle naralar atıp, ellerimle kaşımaya devam ediyorum. Annem bazen jel sürüyor o zaman biraz rahatlıyorum.

Pişiğimi geçiren kremler
Bu ay annemi biraz yoruyor gibiyim, oturmayı, yatmayı pek sevmiyorum. Hep annemin kucağında evimizi turlamak istiyorum. Bir yandan sesimin limitini zorlamaya devam ediyorum, bu durumdan her ne kadar çevremdekiler rahatsız olsa da çığlıklarımla yeni sesler keşfetmeye ben bayılıyorum.

"Anne" kelimesinden sonra "baba" kelimesi de ağzımdan çıkıverdi bu ay. Her ne kadar ben bunları bilinçli söylemesem de bizimkiler buna çok seviniyorlar.

Geçen ay olduğu gibi bu ay da mutfağı çok seviyorum. Bence evin en ilginç yeri burası. Mutfağın önünden geçerken oraya girmek için çığlık atıp kafamı içeri doğru uzatıyorum hep, annem de hemen anlıyor ve oraya giriyoruz. Bazen bana oyun yapıyor tepkimi ölçmek için mutfağa girmiyormuş gibi ya da mutfaktan çıkıyormuş gibi yapıyor, o zaman ben de meşhur çığlıklarımı atıveriyorum hemen. Annem de bunun üzerine kahkaha atıyor, deli mi ne?

Yine bir gün dedemle mutfaktayım
Bu ay favori oyunum ise "fış fış kayıkçı" oldu. Annemin göbeğine oturup bu oyunu oynarken mest oluyorum resmen, kendimi tutamıyor ve bazen yüksek sesle gülüyorum. Artık jimnastik merkezinden çok sıkıldım, bebek miyim ben?

Favori şarkımız ise "Arkadaşım Eşek" oldu, annemin de küçükken favori şarkısı buymuş. Bu şarkıyı annem çok komik bir şekilde beni kucağına alıp ayna karşısında dans ederek söylüyor. Ben de kahkahalarımla eşlik ediyorum ona.

Oyuncaklarım ve ben...
İşte böyle... Sonunda 6 aylık oldum işte. Bakalım 6.ayımda beni neler bekliyor, bir ay sonra görüşürüz. Bay bay!




3 Şubat 2018 Cumartesi

Arif V 216



İçinde, absürtlük ve nostalji olan rengarenk bir film olmuş. Belki de ben çok bunladığım için son günlerde hangi filme tiyatroya gitsem hepsini de beğeniyorum ama çevremden de aynı tepkileri alınca gerçekten hoş bir film olduğunu söyleyebilirim size.

Cem Yılmaz herkesin bildiği, tanıdığı Arif karakteriyle şaşırtmamış ve yine çok başarılıydı, Ozan Güven de kezâ öyle ve ayrıca mimikleri dikkat çekecek kadar harikaydı bence. Seda Bakan çok ciciydi, Çağlar Çorumlu Zeki Müren taklidiyle efsaneydi... ve diğer oyuncular da çok iyiydi.

Konusu, senaryosu, ince esprileri itibariyle çok eğlendiren, güldüren, sıcacık ve rengarenk bir filmdi kısaca. He bir de o şarkılar, ah o şarkılar...

Ne yalan söyleyeyim Cem Yılmaz'ın diğer filmlerini pek beğenmemiştim, hepsini izledim ama hiçbirinde de çok ayılıp bayılmadım öyle. Giderken bu da öyledir dedim ve fazla da bir beklentim yoktu açıkcası, zaten sinemaya sadece  aktivite olsun diye gitmiştim, yeter ki kafam dağılsın istiyordum, çocuk filmine bile girmeye razıydım :)

Neyse, kısaca Cem Yılmaz'ın izlediğim diğer filmleri yüzünden fazla bir beklentim olmamasına rağmen ben  bu filmi çok beğendim. Belki kurguda bazı kopukluklar vardı ama senaryosu, espiriler ----(spoiler: Seden Gürel kostümü sahnesindeki ince espri meselâ)----------nostalji unsuru ve şarkılar beni fethetti. E içinde Tarkan bile var daha ne olsun :)

Filmi izleyeli bir hafta oldu, yorumumu ancak yazabiliyorum. Evet yerel bir film yani elin yabancısı hiç bir şey anlamaz bu filmden ve evet kurguda bazı kopukluklar da var ama şahsen ben tavsiye ederim, eğleneceksiniz en azından, gidin gidin :)