Wikipedia

Arama sonuçları

9 Temmuz 2015 Perşembe

Karadeniz Turu 6.Gün (Sinop, Kastamonu)

Bugün, günlerdir bize kendimizi cennete düşmüşüz gibi hissettiren, kalbimizin ve aklımızın bir parçasını yaylalarında bıraktığımız Doğu Karadeniz'e veda ettik artık. Umarım en kısa zamanda uğrayamadığımız diğer cennet köşelerine de uğrama şansına sahip oluruz.
6. günümüzün sabahında Doğu Karadeniz'le böyle vedalaştıktan sonra, Tüik'in geçen sene yaptığı bir ankette "Türkiye'nin en mutlu şehri" seçilen, caddelerinde trafik lambasının ve korna seslerinin olmadığı, kadınların sabaha kadar bile rahatça gezebildikleri Karadeniz'in en şirin illerinden biri olan Sinop'a geldik.
 Aslında buraya gelirken Sinop hakkında tek bildiğim şey Sinop'ta çok ünlü bir cezaevi olduğuydu. Onun dışında Sinop'un nasıl bir şehir olduğu hakkında çok fikrim yoktu. Doğu Karadeniz'in az çok fotoğraflarını görmüştüm bu yüzden gördüğüm o güzellikler beni çok şaşırtmadı ben zaten bayılacağımı bile bile gitmiştim oralara ki öyle de oldu zaten :) Ama Sinop bu turda beni en çok şaşırtan 2 yerden biri oldu. (diğeri bir sonraki yazıda anlatacağım Amasra olacak)

Hani bazen kimse tarafından bilinmediğini zannettiğin güzel bir şarkı keşfedersin de kendini salakça çok özel hissedersin ya. Bir tarafın bu şarkıyı kimseyle paylaşmak istemezken, bir tarafın da o şarkıyı tüm dünyaya duyurmak ister ya hani... (size de olmuyor mu öyle ya, bi ben miyim böyle salaklıklar yapan? ) işte böyle anormal ama güzel şeyler hissettirdi bana Sinop ve Amasra.

Bizler tatil yeri ararken gözlerimizi hep aşağılara kaydırıyoruz da biraz daha yukarılara bakmayı akıl edemiyoruz maalesef. Oysa güzel ülkemiz her bir köşesinde ayrı bir cennet barındırıyor.

Ya da tamam, unutun bu dediklerimi, bu saklı cennetlere el değmesin de her zaman böyle doğal, böyle bakir kalabilsinler ve her zaman bir yerlerde bizi şaşırtacak saklı cennetlerimiz olsun :)
 Sinop çok eski bir yerleşim yeri. M.Ö 7.yy'lara kadar uzanıyormuş geçmişi. İsmini "Sinope" adlı bir su perisinden aldığı rivayet ediliyor. Bir başka rivayet de yine "Sinope" adlı bir amazondan geldiğini söylemekte. Diyeceksiniz ki; "E ne farkeder? Ha su perisi, ha amazon... Sinope isimli bi hatun yüzünden kurulmuş işte" Hayır efendim, çok şey farkeder! Şöyle ki; eğer Sinope bacımız amazon ise şehir, Anadolu yerli halkı tarafından, su perisi ise Yunan koloniciler tarafından kurulmuş demek oluyormuş.  

Her neyse, her kim kurduysa ellerine sağlık diyerek konuyu burada kapatmak istiyorum ben; Yunanlılar'ın derdi kendine yetiyor zaten bir de ben gitmeyim üstlerine :)
Sinop kalesi M.Ö 7.yy'da kenti korumak amacıyla yapılmış ve Roma, Bizans, Anadolu Selçukluları dönemlerinde onarılmış, Osmanlılar zamanında da genişletilerek günümüze kadar ulaşmış tarihi bir yapı olarak bilinmekte. Ayrıca müthiş bir manzaraya sahipmiş. "Miş" diyorum evet, kalenin karşısında öylece durduk ve çıkmadık oraya. Çok ayıp ettik biliyorum ama süremiz çok kısıtlıydı. Biraz da denizi görünce heyecanlandık ve deniz kum güneş tatili hayallerine kapıldık. :) E günlerdir kültür turu yapmaktan canımız çıktı diğer tatilden de istiyorduk işte :)
Biz güneş ve maviyle buluşunca, turu, kaleyi, manzarayı, nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi... herşeyi unutup limana attık kendimizi :) Öyle şapşal şapşal liman boyunca tur atıp, denizi seyrettik, ikinci tatilimizi hangi deniz aşırı yerde geçireceğimizi düşündük. Deniz düşmüştü bir kere aklımıza...
Rize'nin bulutlu havasından sonra bu mutlu şehirde açan güneş bizi de mutlu etmeyi başarmıştı... Tüik gerçekten haklıymış :)


Şu yanda görmüş olduğunuz ve hepimizin çocukluğundan beri bildiği "Başöğretmen Atatürk" denilince kafamızda canlanan resim var ya, işte o Sinop Ortaokulu'nda zeytin ağacı altında çekilmiş.

Sinop'u çok beğenen Atatürk bu beğenisini "Ne olurdu Sinop'un yarı güzelliği Ankara'da olsa idi" cümlesiyle dile getirmiş.

Bu arada küçük bir dipnot; Sinop 1924'te il olmadan önce Kastamonu'ya bağlı bir sancakmış.

Aslında biz, Sinop'ta limandan önce tarihi cezaevine uğradık ama ben böyle daha iç açıcı bir başlangıç olsun diye cezaeviyle başlamak istemedim yazıma. Zira cezaevi fotolarını görünce anlayacaksınız ne demek istediğimi.
Ve işte Tarihi Sinop Cezaevi...
Üç yanı deniz olan tarihi kalenin içersini duvarla ayırarak 1/4'lük bölümü içersine  mahkumlar denizi göremesinler diye derin çukurlar kazılarak inşa edilen bu bina, resmi olarak 1887 ve 1996 yılları arasında cezaevi olarak kullanılmış. 1999 yılından itibaren de müze olarak ziyarete açılmış. Aslında iç kalenin cezaevi olarak kullanımı 1500'lü yıllara kadar dayanmaktaymış. Evliya Çelebi'nin notlarında bile geçmekteymiş burası.

Herhalde dünyada insan ruhuna en acımasız eziyeti yapan yerlerden biridir burası. Bir düşünsenize; dalgaların sesini duyup da denizi görememek...
"...
Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül aldırma

Görmesen bile denizi
Yukarıya çevir gözü
Deniz gibidir gökyüzü
Aldırma gönül aldırma
..."                             

İşte Sabahattin Ali de yukardaki dizeleri bu ruh haliyle yazmış olmalı.
 Sabahattin Ali bir dost meclisinde Atatürk'ü yeren bir şiirini okuduğu için 1932-1933 yılları arasında ceza alıp bu koğuşta yatmış.

3.Kısıma girdiğimizde duvarlarda Sabahattin Ali'nin şiirlerini gördük.
Burası ününü, burada yatan ünlü isimlerden, burada yazılan şiirlerden, yapılan bestelerden ya da daha sonraları çekilen filmlerden dizilerden almış değil esasında. Burası aslında katı disiplin uygulamalarıyla nam salmış bir hapishane olmuş her zaman.

Rehber size şurası "Parmaklıklar Arkası"nın çekildiği bölüm, burası Sabahattin Ali'nin koğuşu diye turistik bir anlatım yapsa da siz hiç tanımadığınız, hiç bilmediğiniz insanların çektiği acıları merak edip, döktüğü gözyaşları için hüzünlenebiliyorsunuz.
"Anadolu'nun Alcatraz'ı" olarak bilinen meşhur Tarihi Sinop Cezaevi tarihinde 3 firar vakası olmuş.
ilk firar eden kişi ayakkabısının tabanına küçük bir testere koyarak parmaklıkları kesip denize atlayıp uzaklaşmış ama ekmek istemek için bilmeden bir polisin evinin kapısını çalınca tekrar yakalanmış ve  geri dönmüş. Diğeri lağıma girerek yüze yüze denize ulaşıp kaçmayı becermiş, bir diğeri de aynı taktiği denemiş ama başaramamış boğularak can vermiş. Yani sadece bir kişi kaçmayı becerebilmiş.
Şu avluda kimler ne düşüncelerle ne voltalar atmıştır diye düşünmemek elde değil...
Aşırı nem ve rutubetten astım ve solunum yolu hastalığına yakalanmadan çıkan olmamış
Zindan karanlık, aşırı rutubetli ve soğuk. Mahkumların bağlandığı zincir hala duruyor. kenarda bir tuvalet var ama lavabo yok.

Garip bir yer... İnsanı garip duygulara sevkediyor. Her köşesinde neler yaşandığını düşünmek, o karanlık hücrelerde ne acılar, ne hasretlikler çekildiğini düşünmek bile insanı başka bir boyuta sürüklüyor. Elbette bir taraftan da "e orada yatanlar da kim bilir ne suçlar işlemiş, kim bilir kimlerin canını yakmış" diye de düşünmek gerekiyor ama canım ülkemde adaletin ne şekilde dağıtıldığı ortada olduğu için haksız yere yatanlar ya da kader kurbanı olanların da diğerleriyle aynı muameleye maruz kalma ihtimali insanın içini acıtıyor.
Ben daha önce hiç hapishane görmemiştim. Diğerlerinin duvarlarında da böyle özlü sözler var mı bilmiyorum. Ama burada Sheakspear'den, Einstein'dan özlü sözlere sıkça rastlıyorsunuz. Tabi her yere yazma hastalığı olan yurdum insanının da bu sözlerin üstüne, altına ya da duvarlara artık nereyi boş buldularsa adlarını yazıp tarih ve imza atmalarına da sinir oluyorsunuz. Ayıptır, günahtır ya! Yazmayın artık, tarihe saygınız yok anladık da insan böyle bir yere neden imza atma ya da kalp çizip sevdiceğinin ismini yazma gereği duyar ki?
Dış bahçede bir dut ağacının yanında duran yukardaki pano dikkatimi çekti. Yazılanları olduğu gibi aktarıyorum:

" DUT (TESELLİ) AĞACININ HİKAYESİ
Ağaç, eski mahkum hüseyin PEHLİVAN tarafından 1959 yılında dikilmiştir. Kendisi tarafından anlatılan hikayesi şöyledir;
Dut ağacı bu! dikmek için müdüriyete yazı yazmam lazım. ‘Maruzat’ deriz biz ona. Yazı gider müdürün önüne, müdür bakar. ‘Hüseyin Pehlivan yazı yazmış.’ Cezaevinde bir çokları ‘Yazar’ derdi bana, öyle çağırırdı beni. 
Müdür beni çağırıp’ yazı yazmışsın, söyle bakalım ne istiyorsun? Dedi. ‘Sayın müdürüm, ben bir dut ağacı dikmek istiyorum.’dedim. ‘Nereye dikeceksin? Neden, ne yapacaksın dut ağacını? Yani dut ağacı büyüyecek, dut verecek, herkes bunun dutundan yiyecek, sana dua edecek öylemi?’ dedi. 
Bende ‘bu dut ağacı büyüdüğü zaman 20 sene, 30 sene, 50 sene sonra neyse kaçyıl sonra olursa olsun, büyüdüğü zaman buraya gelen mahkumlar diyecekler ki; Bu dut ağacını diken kişi idamdan kurtulmuş, müebbet cezaya çarptırılmış. Müebbet cezayıda bitirmiş çıkmış buradan diyecekler. Bu şekilde teselli kaynağı olacak onlar için. Ben bunu düşünüyorum, daha ümidimi yitirmedim. Ben birgün çıkacağım buradan. hiç ümidimi yitirmedim’ dedim.
Öylece durdu ve ‘peki dış bahçenin bir yerine dik’ dedi.
Hüseyin Pehlivan teselli ağacını dikti ve ümit ettiği gibi Sinop’un Hanı’ndan tahliye oldu.’

Hüseyin Pehlivan genç yaşta kan davası yüzünden girmiş cezaevine ve orada kendini düzgün bir insan olarak yetiştirmeye çabalamış bir mahkum. Sonra çıkan bir afla tahliye olmuş ve yaşadıklarını medyada anlatmış, hakkında yazı dizileri çıkmış her yerde. Ben ilk defa burada duydum adını.

Kim bilir daha böyle ne hikayeler vardır?
Cezaevi Kütüphanesi
Karmakarışık bir ruh haline bürünüp her ziyaret edenin çok saçma biçimde hatıra olsun diye kalması için fotoğraf çektirdiği "Sinop Tarihi Cezaevi" tabelasının altında fotoğraf çektirip Sinop'un bizi bekleyen güzelliklerini görmek için yolumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Suç oranının düşük, mutluluk oranının en yüksek olduğu bu güzel ilimizde böyle bir hapishanenin olması ve pek çok güzelliğe sahipken bununla ünlenmesi çok ironik değil mi? Oysa ne güzelliklere sahipmiş Sinop...

 Mesela Sinop mantısı...
 Mesela Hamsilos...

Kimisi der ki "Türkiye'nin tek fiyortudur" kimisi de der ki "Türkiye'de fiyort olmaz, yapı itibariyle Norveç'teki fiyortlara benzediği için fiyort zannedilmektedir."

 Vallahi fiyort mudur miyort mudur bilemem ama burası canım ülkemin akıl almaz doğal güzelliklerinden birtanesi...

İşte Sinop'un beni şaşırtan kendimi bir Akdeniz koyundaymışım gibi hissettiren müthiş güzelliği...
Çam ormanları neredeyse denizin içinde...
Keyfimiz yerine geldi yine :)

Keyfimizi hiç bozmadan Kastamonu'ya doğru devam edelim mi?

Tüm günü Sinop'ta geçirdikten sonra Kastamonu'ya akşam üzeri vardığımızda bir hayli yorgunduk. Cumhuriyet Meydanı'nda bir soluk alıp Kastamonu'nun şanlı tarihini dinledik rehberimizden.

Bu meydanda Çanakkale'deki gibi milli duyguları kabartan kutsal bir hava vardı. Bunu hissetmemek elde değil.

Cumhuriyet meydanında bulunan 1990 yılında yapılan Şerife Bacı Anıtı, Kurtuluş Savaşı yıllarında İnebolu'dan Ankara'ya kağnılarla silah ve malzeme taşıyan Kastamonulu kadınları anlatır.

Cephede çocuğunun üzerindeki battaniyeyi alıp mermilerin üzerine örtmesi üzerine komutan gelip neden böyle yaptığını sormuş Şerife bacıya. Şerife bacı da bunun üzerine belki de bu anıtın yapılma sebebi olan o meşhur cevabı verir komutana: "Bu çocuk ölürse ben ağlarım ama vatan elden giderse hepimiz ağlarız"...

Bu düşündürücü cevabı veren koca yürekli kadın Aralık 1921'de sırtında çocuğu, önünde kağnısıyla İnebolu'da cephane taşırken Kastamonu kışlası önünde donarak şehit olmuş...
Kurtuluş savaşında toprakları işgal edilmemesine rağmen en çok şehit veren ilimiz Kastamonu'ymuş. Hatta bir köyünde hiç erkek kalmadığı için cenazeleri kadınlar kaldırırmış bir zamanlar. Çanakkale türküsü de buradan çıkmış zaten.

Kurtuluş savaşını tasvir eden rölyefler de vardı meydanda...

Şehir isimlerinin nereden geldiğinin hikayesi hep ilgimi çekmiştir. Rehber, Kastamonu isminin nereden geldiğiyle ilgili olarak da bir kaç rivayet anlattı bize. En aklımda kalanı, yani en ilginç olanı şöyle; Bizans tekfurunun Moni adında bir kızı varmış ve bu kız, bir Türk komutanına abayı yakmış. Moni, bir kuşatma sırasında kalenin anahtarlarını bizim komutana atarken babası tarafından yakalanmış. Babası da kızının bu davranışına çok içerlenip "Kastın neydi Moni?" diye haykırmış. Bu olay gel zaman git zaman anlatılarak, babanın bu haykırışı ağızdan ağıza Kastamonu olarak kalmış ve yörenin ismi de böyle anılır olmuş. Kulağa biraz saçma geliyor değil mi? Daha mantığa uygun rivayetleri de vardı ama aklımda nedense bu kalmış :)
Her şehrin bir karakteri var gerçekten. Kastamonu'da da her şeyden önce etraftan duyduğunuz yöre ağzıyla kurulan cümleler bunu çok fazla hissettiriyor size...

İstanbul'da yaşayan Kastamonululardan aşina olduğumuz o çok içten konuşma ağızlarını esnaftan duyunca tebessüm etmeden yapamıyor insan. Çok sempatikler... Bir kaç gün kalsam ben de "geliyala, gidiyala" şeklinde cümleler kurardım :)

Şehrin merkezinde, çarşısında biraz dolaşıp o enfes çekme helvasından kutu kutu aldıktan sonra, muazzam Ilgaz manzarasını takip ederek son gece konaklaması yapacağımız Kurşunlu'daki termal otele vardık.

Ve böylece turun sonuna yaklaştık. Son bir günümüz kaldı. Karadeniz Turu'nun son günü olan Safranbolu ve Amasra maceramız için beklemede kalın...


1.Gün (Amasya-Samsun)

2.Gün (Ordu-Trabzon)

3.Gün (Çamlıhemşin Rize)

4.Gün (Batum)

34 yorum:

  1. Bir Sinop'lu olarak ne kadar sevindim paylaştıklarınıza bilemessiniz çok teşekkürler :) sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rica ederim, ne demek... Ben gördüklerimi ve hissetiklerimi yazdım :)

      Sil
  2. Sinop hep gitmek istediğim bir yer. Ama henüz gitmek nasip olmadı. Bu nedenle yazınızı ilgiyle okudum. Sabahattin Ali'nin kitabını yeni bitirdim. O'nun koğuşunu da görmek beni ayrıca etkiledi. Emeğinize sağlık, çok keyif alarak okudum yazınızı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitap Kurdu,
      güzel bir tesadüf olmuş bu sıralar sabahattin ali okuman. teşekkür ederim :)

      Sil
  3. harika bir sinop ve Kastamonu yazı disizi olmuş bu..
    bayıldım! Kastamonu ilimizi görmüş ve bende Çanakkale savaşı izleri taşıyan bu anıta hayran hayran bakmıştım.. orda birde çok eski bir cami vardı oda görülesi bir camiydi..
    sinop en çok görmek istediğim yerlerden biri, en kısa zamanda gitmek şart oldu:)
    sevgilerimle,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sebuş,
      Kesinlikle görülmeli Sinop... Nasrullah camii'nden bahsediyorsun galiba, panoromik olarak gördük onu da.

      Sil
  4. keşke cezaevinin yerine etkinlik alanları yapsalar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bademle Buduk,
      Bozulmasın, güzelliklerini kaybetmesin o da yeter bence :)

      Sil
  5. Sinop'un methini hep duyarız. Mahkumların boncukla yaptığı Hapisane işi hediyelikleri ve gemi maketleri ve tabii plajları meşhurdur ama dediğiniz gibi aklımız hep güney sahillerinde. Aslında son yıllarda Karadeniz turları çok revaçta. Bize de kısmet olur inşaallah :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rabia Serteli,
      evet o boncuklardan hala satıyorlardı cezaevinin çevresinde. İnşallah görmek isteyen herkese nasip olur. Kuzey, güney, doğu ve batı... her yeri görmek gerek :)

      Sil
  6. O mantıyı görünce ağzım sulandı :) Üzerine serpilen şey nedir fındık gibi duran?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ceviz o canım. Sinop'un cevizli mantısı meşhurmuş, biz yarı klasik yarı cevizli olarak yedik.

      Sil
  7. Fotoğraflardan nasibimize düşeni alsak olur mu ;?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elbette kullanınca haber vermek şartıyla. Hangi fotoyu, nerede kullanmak nasip oldu merak ederim de :)

      Sil
  8. Dilek sayende Karadeniz turu yapana kadar özlem gidermiş olduk^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yaa, böyle düşünmene sevindim ama bi karadeniz turu da sizden bekliyorum ben, Aile Albümü :)

      Sil
  9. Tabi haber veririm tabi ayrıca bu kadar gezmek görmek çok güzel kıskanıyorum :)

    YanıtlaSil
  10. ne güzel yerler gördüm sayende.. Bir an farkettim ki gözlerimi kısa kısa, adeta bilgisayarın içine girmiş şekilde okuyorum..:) Bi doğruldum, düzeldim, öyle devam ettim. Demek hepimizin aşina olduğu, Atatürk'ün o fotoğrafı Sinop'ta çekilmiş. Yaşanmışlıkları hissetmek ne güzel. Ama o hapishane fotolarına derinlemesine bakamadım. Keşke suçluların rehabilite edilme imkanları olsa. Dört duvar arasında insan ne yapar bilmiyorum. Oradan çıktıktan sonra dışarıya adepte olmak da çok zor olsa gerek. Işığa bile yabancılaşır insan..:(
    Ama o harabe görüntü gerçekten de o güzelim kente hiç yakışmamış. :(
    Karış Karış Karadeniz..:) Her şey çok güzel yaaa.:)
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Renkli pasta sepeti, beğenmene çok sevindim ekrana çok yaklaşma ama :)

      Sil
  11. Blogta güzel bir etkinliğe davet ettim seni, cevaplarını çok merak ediyorum.
    http://www.ailecekgezilecek.com/2015/07/hakkmda-bilmediginiz-1-1-sey.html

    Bu arada 2.kez bu yazıyı görmek, o mantıyı hele ki. tarif edilemezdi!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hemen bakıyorum, Aile Albümü :)

      Sil
  12. Merhaba!Blog keşif etkinliğinden geldim bende bekliyorum canım :)

    YanıtlaSil
  13. sinopu hep merak ederdim , harika bi yer olduğunu biliyorum o ayrı.
    bu amazonlar napmışlar yaa komple yurdumuzu mu sarmuşlar:)
    bizim izmir yani namı diğer smyrna da amazon kadınları hem de tek göğüslü öteki alınmş rahat ok atsınlar diye *-*
    aa ben bundan bahsediyim sonra

    fotolar çok güzel epey emek harcamışsın postuna canım bilgileri de çok beğendim ben seviyorum böyle bilgi toplamayı hem kafamda daha rahat oturuyor kocaman teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında biz amazonların yurdunu sarmışız :) Karadenizde de her yerde izleri var mesela Amasya, Amasra isimleri amazondan geliyormuş, evet ege'de de aynı şeyler söz konusuymuş, duymuştum. ninelerimiz amazonmuş bizim hep yaaaa! :) teşekkür ederim leydim :)

      Sil
  14. Merhaba Dilek hanım.Karadeniz anılarını keyifle okudum.Çok teşekkür ederim.Biz eşimle karadeniz turu yapmak istiyoruz.Fakat tur şirketleri ile ilgili çok kafamız karıştı.Çok fazla olumsuz eleştiri var çoğunda.Özellikle anı tur siz anı turla gittiniz sanırım.Bize bilgi verir misiniz?Önerileriniz var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Yeliz Hanım,
      genelde tur şirketlerine yönelik böyle eleştrilere rastlanılıyor evet, ben bu uzun turdan önce anı tur'la 3 günlük bozcaada turuna katılmıştım ve çok memnun kaldığım için tekrar tercihimi anı tur'dan yana kullandım. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki yine memnun kaldım. aklınızı karıştıran eleştriler neye yönelik bilmiyorum ama tur sayfasında yazılan programın hepsi uygulanıyor. kalınacak otellere, yenilecek öğle yemeklerine kadar tüm bilgiler doğru. Kaldığımız otellerin de çoğu konforlu otellerdi. Yalnız bizim tek tereddütümüz "uçaklı tura katılsak daha mı iyi olurdu" düşüncesiydi ki bunun turun verdiği hizmetle alakası yok, çünkü ilk gün ve son gün uzun yolculuk olduğu için biraz yorucu oldu. Ona da fazla takılmadık aslında, otobüste wi-fi, şarj, tv, dvd her türlü donanım vardı ve çok iyi çalışıyordu. ayrıca yeni güzel yerler görmek yorgunluğu unutturuyor zaten. inanın, insan kendi imkanlarıyla gitmeye kalksa hem daha fazla maliyete patlar hem bu kadar sürede bu kadar fazla yer göremez hem de bu kadar eğlenemez. Rehber konusunda çok memnun kaldık ya da hiç memnun kalmadık diyemem, vasattı. ama anı turun daha iyi rehberleri olduğunu biliyorum. biraz da şansa kalmış. Kimi rehber daha ilgili, daha sosyal oluyor kimisi de sadece görevini yapıyor. Kişiliklere fazla takılmamak lazım beni söylenen yerlere götürdü mü, gerekli bilgileri anlattı mı? eyvallah... artısı olursa ne ala!
      İnşallah yardımcı olabilmişimdir, yine de kafanıza takılan bir şey olursa sorabilirsiniz. Umarım keyifli bir gezi olur sizin için de. İyi gezmeler :)

      Sil
  15. Sinop'a gitmek istiyorum. Umarım nasip olur. Karadeniz turu yazılarınız gerçekten çok güzel bir yazı dizini olmuş. Fotoğraflarınız da emek verilerek çekilmiş ve yazılarınızı tamamlamış. Sevgilerimle ve saygılarımla,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Yusuf, umarım bir gün gidersin ve senin objektifinden de bakarız Sinop'a :)

      Sil
  16. Fotoğrafçı arkadaşım hem Sinoplu hem de cezaevini çekmiş. Bana " fotoğrafları versem bir yazı çıkartabilir misin?" Bilemiyorum, gezmediğim hiç bir yeri yazmadım. Dedim. Sinop'un Erfelek şelaleleri ile bir çok güzel yeri var.. Türkiye'nin en uç noktası. Galiba deniz fenerinin de bir özelliği var. Bir gün oralarda yürüyüp fotoğraflar almayı hayal ediyorum. Sevgilerimle. Güzel çıkmışsın.

    YanıtlaSil
  17. geçtiğimiz sene trabzona gitmiştim 1 hafta. allahım nasıl güzel bir yer. insanan tekrar tekrar gidesi geliyor. inşallah bi daha kısmet olur :)

    fotoğraf ve paylaşımınız çok güzel :)
    takipteyim artık

    bende beklerim
    http://tesetturnotlari.blogspot.com.tr

    YanıtlaSil
  18. Yazınızı keyifle okudum, fotoğraflara hayranlıkla baktım. Daha önce hiç gitmediğim Karadeniz'i öyle güzel anlatmışsınız ki hemen gidesim geldi. Çok kaliteli gezi yazısı yazan bloggerlardan birisiniz. Sizin kadar olmasa da dediğiniz gibi ben de karalıyorum bir şeyler. Blogumu takip eder ve yorum bırakırsanız çok mutlu olurum :)

    YanıtlaSil
  19. Fotoğraflara bayıldım :) Bende bloguma beklerim sevgiler. http://betulunsirlari.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil