Wikipedia

Arama sonuçları

19 Mayıs 2015 Salı

Atarlı Gizem ve Erasmuslu Jack ile İngilizce Gramer -Part3 (Will & Be Going To)

Araya bir sürü konu girdi, ingilizce derslerimizi aksattık bu ara. Olmuyor ama böyle, siz de hiç demiyorsunuz ki; "Ne oldu bizim conjunctionlar, Gizemler?"  :)

Laf aramızda bu conjunctionlar biraz sıktı değil mi? Sizi bilmem ama ben fazla sıkıntıya gelemem. Konuyu değiştirelim mi ne dersiniz? Ben derim ki biz geleceğe bakalım ve  "will" ve "be going to" çalışalım.

"Future tense" kullanırken nerede "will" nerede "be going to" kullanmamız gerektiğini hep karıştırırız ya, işte bu yüzden bu konu hakkında bizimkilerden yardım alalım diyorum. Bizimkiler canım, hatırlıyorsunuz değil mi?

Kimler vardı? Bir düşünelim:
Gizem'i biliyoruz zaten atarlı olan hani.. Jack vardı bir de erasmuslu olan Gizem'e aşıktı hani. Gizem ilk başlarda pas vermemişti ona ama sonra pişman olmuştu ve aralarını düzeltmesi için erasmuslu Mary'i aramıştı ve ondan Jack'i  Efsun'un doğum günü partisine getirmesini istemişti. Orada herşeyi düzeltmeye çalışacaktı.

Böyle bir saçma flashbackten sonra bu emo hikayenin devamı için sorarım size; arrrrrr yuuuuuu rediiiiiii? :)

PART3---------------------------------------------------------------------

Telefonu kapattıktan sonra Gizem, (en son Mary ile konuşmuştu hatırlarsanız) pencerenin önünde düşünceli pozlarda dururken birden gökyüzüne baktı, yağmur dinmişti ama hava hala bulutluydu ve kendi kendine;

"Look at the black clouds! It's going to rain again" dedi.
( Kara bulutlara bak, yine yağmur yağacak)
Yine kendi kendine ingilizce konuşuyordu. (Ne güzel değil mi keşke biz de bunu yapabilsek, o zaman böyle saçma şeyler uydurmak zorunda kalmazdık)

Gizem yukarıda farkettiyseniz "It's going to"yu kullandı. Neden? Çünkü gelecekle ilgili kesin delillere dayanan tahminlerde bulunurken "be going to" kalıbı kullanılıyor da ondan. Burada kara bulutlar delil oluyor. E Gizem de akıllı kız sonuçta böyle bir delil varken yağmurun yağacağını anlıyor ve yapıştırıyor "going to"'yu hemen.

Sonra saate baktı, artık parti için hazırlanması gerekiyordu ve her kadının gardırop önünde sorduğu o sihirli soruyu sordu kendine;

"What will I wear tonight?"  (Bu gece ne giyeceğim ben?)
Normalde "what should I wear" da diyebilirdi (Ne giysem?) ama konumuz "will" olduğu için böyle demesi gerekiyordu.

"Anyway, I will wear my little black dress. " (Neyse, siyah mini elbisemi giyerim)

Burada Gizem, gece ne giyeceğine bir anda karar verdiği için cümleyi "will"le kurdu. Önceden planlasaydı ne giyeceğini "I'm going to wear my little black dress" diyecekti. Aslında yine diyebilir pek bir şey farketmez, yani bu biraz türkçede olduğu gibi "giyerim" ya da "giyeceğim" demek gibi bir şey. Önceden planlarsan "going to" ile "şunu giyeceğim"  o anda karar verirsen de "will"le "şunu giyerim" demiş oluyorsun.

Neyse, şimdi nasıl hazırlandığını uzun uzadıya anlatmayayım bir an önce hazırlanıp parti yerine gitsin de ne olacaksa olsun değil mi ama?

Gizem, Efsun'un doğum günü için arkadaşlarıyla her zaman takıldıkları cafeyi ayarlamıştı. Babası çok zengindi, para sorunu yaşamıyordu ve bu yüzden arkadaşı için hiç bir masraftan kaçınmadı. Aslında cimri biriydi ama Efsun'a çok değer veriyordu. (Bu kadar ayrıntıya neden girdim bilmiyorum, belki ileride lazım olur :))

Gizem cafeye girdiğinde etrafı inceledi. Aslında herşey çok güzeldi. Ama kahramanımızın atarlanması ve "will"'li ya da "be going to" lu bir cümle kurması gerekiyor. Ama Gizem "future tense"te karşılaştığımız başka bir karışıklığa değinmek için garsonu yanına çağırıp hepimizin kafasını allak bullak edecek şu konuşmayı yapar:

- Hurry up! People are coming, soon. Everything should be ready, right now! (Acele edin! İnsanlar birazdan gelecek. Derhal, herşey hazır olmalı!)

Kafamız karışmasın. Burada altını çizdiğim "are coming" ifadesi şimdiki zaman yani "present continuous" kalıbı olmasına rağmen gelecek zamanı anlatıyor. "be going to" planlanmış olaylarda kullanılıyordu değil mi? işte "present continuous" kalıbı da yine önceden planlanmış ama gerçekleşmesi çok kesin olan cümlelerde kullanılıyor. İnsanların gelmesine artık kesin gözüyle bakıldığı için "present continuous" kullanmayı tercih ediyor Gizem.

Aslında böyle bir durumda hepsi kullanılır. Yani biz bu cümleyi "will" le de kursak "be going to" ile de kursak "present continuouns" la da kursak karşımızdaki bizi anlar. Ama bu detayları bilirsek doğru  yerde doğru vurguyu yapmış oluruz.

Garson da kendinden ve herşeyden emin bir şekilde Gizem'e cevap verir;

- Don't worry madame, everything is going to be okay tonight. (Endişelenmeyin hanımefendi, bu gece herşey yolunda olacak) However, I don't understand why you're speaking with me in english. (Fakat benimle neden ingilizce konuştuğunuzu anlamıyorum)

(Ah sorma Garson kardeş, hepsi benim yüzümden :)) (Bu arada, garsonun kesin ve kendinden emin olduğunu belirtmek için " be going to" yu kullanması gözümüzden kaçmadı :) )

Neyse, Garson Gizem'i sakinleştirmeye çalışırken, birden içeriye Cesur girer.  (Cesur'u hatırladınız di mi? Gizem aslında Cesur'u beğeniyordu ama Cesur ona pas vermiyordu)

-Ohh, Dear Cesur welcome! How nice to see you here. (Ooo sevgili Cesur hoşgeldin! Seni burada görmek ne güzel.)

Cesur'la garson şaşkın bir şekilde birbirlerine bakarlar ve Gizem'in ingilizce konuşmasına bir anlam veremezler. İki seçenek vardı; ya Gizem kafayı sıyırmıştı ya da kızların böyle partiler için aptal saptal konseptleri vardır ya, o sebeple böyle davranıyordu. Cesur ikincisine inanmayı tercih eder ve Gizem'e konsepti bozmamak için ingilizce yanıt verir;

- Ohh, Thank you Gizem. How are you? Everything looks amazing! (Hoşbulduk Gizem. Naber? Herşey muhteşem görünüyor.)

-Really? I hope, Efsun will like it, too (Gerçekten mi? Umarım Efsun da beğenir)

Yukarıdaki gibi, gelcekte gerçekleşmesinden emin olamadığımız olayları anlatırken yine "will" kullanıyoruz. Bir de cümlede "hope", "think" "promise" gibi sözcükler varsa "will" kullanılıyor.

Gizem Cesur'a alıcı gözlerle bakar "OMG! he is very handsome" der kendi kendine. Sonra gözü kapıya kayar birden. Karşıdan gülümseyerek gelen Jack ve Mary'i görür. "Üff ya nereden çıktı şimdi bunlar, ne güzel Cesur'la konuşuyordum" der kendine (Evet şaşırtıcı bir şekilde Türkçe konuşur kendisiyle bu sefer)


Not: Resimler Google Görsellerden alınmıştır. Bu sebeple her resimde kişiler farklı bir şekilde karşımıza çıkıyor :)


12 yorum:

  1. ahaha Allah iyiliğini versin senin yaaa :) garson dumura uğradı ahahah :) yaa çok komik ve çok eğlenceli , yaa nolur böyle öğretsinler ingilizceyi amaa :) bayıldım bayıldım bayıldım dilekiiiimmm <3<3<3
    think ten sonra will şartı mı var yahu *-*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Varmış, ben de bu yazıyı hazırlarken öğrendim, bakma öyle ahkam kestiğime :)) Sanırım mantık şu; karşındaki insana "kesinlik, netlik vurgusu" yapmak için "going to" ile, "çok da kesin olmamakla birlikte" duygusu vermek için de "will" le kuruyorsun cümleyi. "think" "hope" gibi kelimeler cümleyi kesinlikten uzaklaştırdığı için de "will" kullanılıyor.

      Sil
  2. Ingilizce ogrenmek isteyenler icin gercekten de guzel bir fikirmis. Tebrik ediyorum seni! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok thank u tatlımmm :) beğenmene sevindim...

      Sil
  3. İngilizce öğrenmek için değilşik bir yötem..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet Nursel, bi de böyle deneyim dedim :)

      Sil
  4. Çok eğlenceli bir ingilizce dersi olmuş :)) İngilizce kelimeleri telaffuz edememek ilgili bir öneriniz var mı? :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sosyal medya kafe,
      onunla ilgili de bir projem var ama çok üşeniyorum gerçekleştirmek için :) yazdığım ingilizce postları okuyup kaydetmek ve yayınlamak :) yanlış da olsa yüksek sesle tekrarla sürekli diyorlar. Çünkü insan sadece kendi sesinden duyduğu kelimeleri unutmazmış.

      Sil
  5. what is going to happen yaaaa :) love triangle he :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. deeptone,
      ya bak pembe dizi yaptım :)

      Sil
  6. Hem öğrenip hem eğleniyoz,çok güzel. :)

    YanıtlaSil