Wikipedia

Arama sonuçları

17 Aralık 2014 Çarşamba

Özlediklerim

Dedem vardı benim; ismi bir dedeye en çok yakışan "Tosun dedem". Çok severdim Tosun dedemi ben. Bebekken bana hep o bakarmış. "Kimin kızısın sen?" diye sorduklarında "Dedeminnn!" dermişim. Öldüğünde 8-9 yaşlarındaydım.Çok ağlamıştım...

Hiç göremediğim anneannem varmış bir de... İçimi en çok acıtan şeylerden biri de onu tanıyamamaktır. "Bir düşünsene" diyorum bazen kendime; "anne sevgisinin katmerlisi! İnsan çıldırır herhalde sevgiden." Fotoğrafları var sadece. İyi ki de var o fotoğraflar. Annem öyle çok anlatır ki; daha görmeden, dokunmadan tanıyıp sevdim ben anneannemi. Hiç koklamadan nasıl koktuğunu tahmin bile ediyorum ve hatta garip bir şekilde çok özlüyorum daha önce hiç kaşılaşmadığım bu kadını.

Tıpkı anneannem gibi, babamın babası Ali dedemi de hiç tanımadım. Babam da pek hatırlamıyor babasını zaten. Babam 13 yaşındayken, ölmüş. O yüzden hakkında fazla bir şey bilmiyorum. Tek bildiğim abim Ali'nin ismini ondan aldığı...

Annem ve babamın ebeveynleri arasında en çok babaannemi hatırlarım ben. En çok o hissettirmiştir bana torun olma hissini. Öldüğünde yirmili yaşlarımdaydım çünkü.

Yazları Malatya'da yaşardı, kışın İstanbul'a çocuklarının yanına gelirdi. Biraz bizde, biraz halamlarda, biraz amcamlarda, öyle öyle dolaşırdı. Köyden yemiş getirirdi bize. Çok sevinirdik. Dut kurusu isterdim ben hep. Leblebilerin ve bademlerin içinden dutları ayıklar yerdim. Cevizleri annem önceden ayırır saklardı, tatlılara koymak için. Sadece leblebiler kalınca başka seçenek olmadığı için avuçlayarak yerdik onları da.

Bir kere, leblebiyi burnuma sokmuştum ben. Böyle ilginç deneyler yapıyordum zaman zaman. "Burnumun içine leblebi girerse dışardan belli olur mu?" diye merak etmiş olmalıyım. Saatlerce burnumun içinde kalmıştı. İlk başta korkudan kimseye birşey söylememiştim, (e, salak olduğumu bilsinler istemiyordum tabi!) kendi kendine çıkar zannetmiştim. Hep orada kalacak değildi ya! Sonra anladım ki birşey yapmayınca çıkmıyor, mecburen anneme söylemiştim ben de. Salak olduğumu annem de onaylayarak sümkürte sümkürte çıkartmıştı burnumdaki leblebiyi. Biliyorum çok iğrenç. O günden sonra leblebiyi daha az sevdim zaten.

Babannem bize masallar anlatırdı. Çoğunu uydururdu sanırım. Köydeki hiç bilmediğim, tanımadığım akrabalarımızı anlatırdı bir de. Keyifle dinlerdik biz hepsini. Bacakları ağrırdı. O yüzden hep otururdu.Örgü örerdi sürekli. Ama en çok üç-dört şişle rengarenk patikler örerdi bize. Bana da örgü örmesini o öğretmişti zaten. Bana "sen şimdilik sabunluk ör, sonra patik örersin" derdi. İki şişle sabunluk örmeye çalışırdım ben de. Hep delik olurdu aralarında, ama o düzeltirdi. Ben okula giderken babaannem de televizyon karşısında örgüsünü örmeye devam ederdi. Çok özenirdim ona. "Keşke ben de okula gitmesem öyle babaannemin yanında otursam, sabunluğumu bitirsem" derdim kendi kendime. Okuldan gelince de görürdüm ki; o çoktan başka patiğe başlamış.

Onunla vakit geçirirken kendimi, ilkokul kitaplarında yer alan, sobanın etrafında toplanmış nineli-dedeli mutlu aile resmindeki güleç yüzlü kız çocuğu gibi hissederdim. O yüzden hep kıskanırım doya doya anneanne, babaanne, dede sevgisini tadanları ve eşek kadar olup ninesinin, dedesinin koynunda uyuyanları. Bir düşünsene; düğününde dedenle dans ediyorsun! Ne büyük mutluluk... O resimdeki güleç yüzlü kızdan bile daha mutlu olur insan.

Ve hayat öyle garip ki; kimine o mutluluğu yaşattığı için özlettirir, kimine de daha yaşatmadan...

İkisini hiç tanıma fırsatım olmasa da hepsini eşit derecede özlüyorum ben. Mekanları cennet olsun...


Sol baştan sayıyorum: Aysel Teyzem, Dedem, Anneannem,
Bir alt sıra sol baş: Aynur Teyzem, Selçuk Dayım, Ayla Teyzem
ve ortadaki bıcırık da Annem...
Bu fotoğrafı o kadar çok seviyorum ki...
Anneannem ilk torununun nikahında

Babannem ve Annem...
 Annemin kucağında dayımın oğlu Murat.
Sağ yanda duran da babaannemin bize getirdiği tüp çikolatayla aşk yaşayan abim Ali.
  Babaannemle annemin ortasındaki de ben oluyorum ve tabi bir de sarı kırmızı çoraplarım :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme