Wikipedia

Arama sonuçları

18 Kasım 2014 Salı

Sarı Zeybek

Belgeselini uzun yıllar öncesinde televizyonda izlemiştim. Ve beni de her izleyen gibi, Fahir Atakoğlu'nun doyumsuz müziği eşliğinde Can Dündar'ın o dokunaklı ve sıcacık anlatımı çok etkilemişti.

Üzerinden yıllar yıllar geçti... Her 10 Kasım'da gerek kitabıyla gerek belgeseliyle fenomen olan "Sarı Zeybek" i okumayı, "Elimdeki kitap bitsin, alıp okuyacağım söz!" cümlesiyle erteliyordum sürekli. Biri bu kitabı okuyup fotoğrafını bloğunda ya da sosyal ağlarda paylaştığında da yüzüme kitabı çarpmış gibi hissediyordum doğal olarak.

Güz Okuma Şenliği 'nde  "11.Kategori: Mustafa Kemal Atatürk hakkında bir kitap"
kategorisini görünce "Kızım Dilek; vakit o vakittir işte. Bu sefer okumalısın" demiştim ve geçtiğimiz hafta sonu İstanbul Kitap Fuarı'na gidip şenlik için gerekli diğer kitapları tamamladığım gibi bu kitabı da kitaplığıma ekleyiverdim büyük bir gururla. Hem de Can Dündar tarafından "Dilek için Can'dan Sevgiyle" şeklinde imzalanan bir kitap oldu kendisi :)

Fuardan eve geldikten sonra odama geçip, yeni aldığım kitaplarımla birlikte yayılıp (adetimizdir birlikte yayılmayı çok severiz biz :) ) onları incelemeye koyuldum. Sonra hepsini, okunmayı bekleyen kitaplar rafına bir bir dizdim. Yalnız birini rafa bırakmak içimden gelmedi hiç. Hemen oracıkta okumaya başlamak istiyordum çünkü.

Bir ara gözüm, haftalardır okumaya çalıştığım "Yüzüklerin Efendisi"ne kaydı; çirkin kapağıyla "aklından bile geçirme sakın!" der gibi bana bakıyordu sanki. Sonra tekrar, tüm karizmasıyla efeler gibi raks eden "Sarı Zeybek"e çevirdim gözlerimi kararlıca. Tabi ki "Yemişim yüzüğünü de efendisini de" diyerek aldım elime "Sarı Zeybek"i uyuyana kadar da bırakmadım bir daha.

Uzun süredir ayrı kalmak zorunda kaldığınız ve çok özlediğiniz -anneniz, babanız, kardeşiniz gibi- çok yakınınız olan birinin hayatından ıskalamış olduğunuz kesitleri gözünüze gözünüze sokar gibi gerçekleri en yalın şekilde anlatan satırlar bir anda etkisine alıyor insanı.

Kitapta bulunan her cümle çok değerliydi. Çünkü tüm dünyanın hayran kaldığı bir liderin hayatının son 300 gününde tüm yaşadığı hisleri -korkuları, acıları, umutsuzluğu, endişeyi...- bu cümleler anlatıyor ve hissettiriyordu. Herşeye rağmen doktorların gözlerinin içine bakarak umut dolu bekleyişini, sonra o derin mavi gözlerinde beliren umudun kayboluşunu, çaresizliği görür gibi oldum. İçim yandı.

 Sabah kalktım ve aklım "Sarı Zeybek"te işe gittim. Gün boyu, kafamda hep "akşam olsa da rahatça okusam" düşüncesi vardı. Aralarda bir göz attım ama işyerinde rahat kitap okuyamıyorum maalesef. Akşam oldu eve gittim yemekten sonra odama çekildim ve bitene kadar, hüngür hüngür okudum "Sarı Zeybek"i. Bitirdikten sonra da yüreğime çok dokunan sayfalara döne döne tekrar tekrar okudum.

"Başkomutan Atatürk", "Lider Atatürk", "Kahraman Atatürk", "En Büyük Türk Atatürk" gibi çocukluğumuzdan bu yana öğretilen kalıpların dışında "İnsan Atatürk"ü anlatıyordu bu kitap bize. Zaaflarıyla, umutlarıyla, umutsuzluklarıyla, yaşama sevinciyle, kısaca tüm insani yönleriyle. Kuru fasülyeyi çok sevdiğini bu kitaptan öğrendim mesela.

Kendimi Atatürk'e hiç bu kadar yakın hissetmemiştim. Elimi uzatsam dokunacak ve teselli edemediğim için kendimi aciz hissedecek kadar yakın.

Kitap şu an baş ucumda duruyor. Okudularımın arasına kaldıramadım. Beni etkileyen kitapları hemen rafa kaldıramam çünkü -böyle de garip huylarım var, sanki kitap "benimle işin bitti tabi hıh!" diyecek gibi gelir-

Kitabın içinde beni bekleyen bir de DVD var. Onu bir kez daha yarın izleyeceğim. Bugün dayanamayıp kitap biter bitmez sizinle paylaşmak istedim. Hala okumayanların yüzüne kitabı çarpma sırası bana geçti çünkü :)





Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme