Wikipedia

Arama sonuçları

21 Kasım 2014 Cuma

Bir Hikaye Yazıyoruz PART3

Duymayan kaldı mı bilmiyorum ama 1 delinin günlükleri blogunun başlattığı etkinlikle 10 blogger arkadaşımla tek hikaye yazmaya kalkıştık biz. Nasıl mı? Çok basit; sırayla ve bölümler halinde :)

Ortaya nasıl bir hikaye çıkacağını herkes gibi ben de çok merak ediyorum. Benim payıma, 3.bölüm düştü. Veeeee (burası çok heyecanlı, sıkı durun!) Sıraaaa, bana geldiiiiii! 

Öncelikle şu hatırlatmayı yapmak isterim ki; Müptezel'in yazdığı Part 1 için Tık  yapmanız,1 Delinin Günlükleri'nin devam ettiği Part 2 için  Tık Tık yapmanız ve benim sürdürmeye çabaladığım Part 3 için sadece aşağıya göz atmanız yeterli olacaktır. Diğer eklenecek partlar için de bloguma ara ara uğrayıp solda görmüş olduğunuz "Bir Hikaye Yazıyoruz Bölümleri" başlığının altında yer alan linklere tıklayarak ulaşabilirsiniz. 

İşte benim yazmış olduğum bölüm;

Part3

...
Kim kime tosladı? O hastaneye nasıl  gittim? Ne zamandır buradayım? Tüm bunları hatırlamadığım gibi; "adımı, ailemi, geçmişe ait yaşadığım ne varsa hiçbirini de hatırlamıyorum" demeyi elbette çok isterdim. Ama kaderimde yazan hikaye, basit bir Yeşilçam hikayesinden daha acımasız olmalı ki dün geceki kaza haricinde geçmişte başıma gelen her şeyi zehir gibi hatırlıyordum maalesef.  

Belki kazanın, belki de alkolün etkisinden başım çok ağrıyordu. O ağrıyla başımı zorla yana çevirip hemşireyi ya da bana ağrı kesici verecek herhangi birini aradı gözlerim. O esnada uzaktan bana doğru gelen birini farkettim. En az elindeki içecek kadar sıcak bir gülümsemeyle gelen adamı -yeni yeni açılan gözlerimi hastane florasanı kamaştırdığından- net göremediğim için, adamın kim olduğunu çıkarmaya çalışıyordum. 

Kocam değildi. O kadar kalpsiz olamayacak kadar sevecen birine benziyordu. Hafızamdan şüphe ettim bir an. Yoksa tüm yaşadığımı sandığım bu saçmalıklar bir kabustu da şu karşıdan gülümseyerek gelen adam benim sevgilim ya da kocam mıydı? Hafızam bana oyun mu oynuyordu gerçekten? Ah nasıl isterdim bunun böyle olmasını...

Aklımdan bu düşünceler geçerken, onun o "günaydın" diyen, insanın içine güven dolduran tanıdık sesiyle kendime geldim. Barış'dı bu! Evet Barış. Benim üniversiteden arkadaşım. Roma'da yaşadığını sandığım, onu görür görmez de ne kadar özlediğimi farkettiğim Barış! Ve şu anda ona sarılarak omuzunda hüngür hüngür ağlamak istediğim Barış! 

Gülümsemeye çalışarak biraz şaşkın bir ifadeyle onun "günaydın" ına karşılık verdim. Yanıma gelip ellerimi "iyi misin?" diyerek tutunca, yerimden doğrulup ona sımsıkı sarıldım ve içimin irinini akıtana kadar ağladım. 

Önce o bana; Türkiye'ye bir kaç hafta önce kesin dönüş yaptığını, dün gece de hem bunu haber vermek hem de yeni yılımı tebrik etmek için beni aradığını ama önce cevap alamadığını sonra da benim telefonumdan bir polisin ilk gördüğü numarayı yani onun numarasını aradığını ve buraya nasıl telaşla geldiğini anlattı. Sonra ben de; benim önce otel odasına sonra da bu hastane odasına düşmeme neden olan boktan hayatımı anlattım ona. 

Hayat çok garipti; bir kaç saat önce, tek başıma kadehleri sıralayıp kocam olacak o iki yüzlü alçağı umutsuzca unutmaya çabalıyorken, şimdi ise karşımda beni şefkatle dinleyen bu adama anlattığım hayat sanki başkasının hayatıymış gibi uzak geliyordu bana. Meğer ne güzel bir şeymiş seni gerçekten dinleyen birinin olması. Etraftan aldığım bu huzur ve güven kokusu başımın ağrısını bile geçirmeye yetmişti. Yeni bir yıl için fena bir başlangıç sayılmazdı bence! 

Bir ara saçlarıma baktı ve üniversite yıllarında ona aşık olmama neden olan kocaman gülümsemesiyle "Saçların çok komik görünüyor" dedi. Önce kazanın etkisi sandım ama ellerim gayrı ihtiyari saçlarıma gidince "zehir" gibi olan hafızam bana yardımcı oldu ve ne demek istediğini anlayarak bir kocaman kahkaha da ben patlattım ve ona hemen, otel odasındaki ilginç personeli ve saçımın bu hale nasıl geldiğini anlattım. İkimizin kahkahaları hastane koridorlarında çınladı. Tıpkı o eski gamsız günlerimizdeki gibiydik. 

Bir an eski günlere daldım. Üniversitenin ilk yıllarında düpedüz aşıktım benden bir üst sınıfta olan bu adama. Gülümsemesine hayran kaldığım bu çocuğun adını öğrendiğimde durup durup: 

"Kimse sevemez benim gibi seni
 Kırk yılda bir gelir "Barış" gibisi (Barış'ı çok güçlü vurgulayarak)
 Sen de fazla naaaz ediyorsun ammaaaa 
 Yine de bana gönlün var gibi gibi"

dörtlüğünü söyleyip duruyordum bizim kızlara. Onlar da dalga geçiyorlardı benimle. Ne güzel günlerdi! 

Zamanla Barış'la çok güzel bir dostluğumuz oldu. Aslında içten içe onun da bana olan ilgisini sezmiyor değildim. Ama bu güzel dostluğu kaybetmemek için bir türlü açılamamıştık birbirimize. Savaş'ın hayatıma girmesiyle de aramızda bir şey olma ihtimali sıfırlanmıştı zaten. 

Şimdi düşünüyorum da; ismi "Barış" olan biri dururken ismi "Savaş" olan biriyle evlenerek başıma gelen bu kadar sevgisizlik bu yüzden benim suçum biraz da. Oysa benim ismim bu sevgisizliği hiç haketmiyordu. 

Polisin "Keyfinizi bozuyorum ama ifadenizi almam gerekiyor Sevgi Hanım" cümlesiyle ikimiz de irkildik birden. Oyunun en heyecanlı yerinde, annesi tarafından eve çağrılan çocukların oyun arkadaşlarına baktığı gibi baktık birbirimize. İkimizin aklında da aynı soru olduğuna eminim; "Ne istiyordu bu adam şimdi?"  
... (Part 3 Sonu)

Evet Mor Rimel "ne istiyor bu adam?" Heyecanla bekliyoruz :)


Bir Hikaye Yazıyoruz Bölümleri



3 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. ya üzerinden bir hayli zaman geçti ve şimdi siz yorum yapınca tekrar okudum, gerçekten çok eğlenceli bir projeydi :)

      Sil