Wikipedia

Arama sonuçları

2 Nisan 2014 Çarşamba

Huzur Verin


Kabul etmek gerekirse herkesin ruh sağlığı alarm veriyor. Seçimler bitse de bu gerginlikten bir nebze de olsa uzaklaşsak diyordum ama bilakis gerilimin voltu daha da yükseklere tırmanmış durumda. Hiç bir sonuçtan memnun olamıyoruz çünkü. Yani; ülkemiz çeşitli parçalara bölündüğü için bir kısmı sonuçtan memnun olsa da diğer kısmı her işin içinde bir komplo teorisi arayan paronoyak bireylere dönüşüveriyor.

Hiç iyi değiliz hiç! Toplu bir şekilde terapiye ihtiyacımız var bence. Herkes birbirine dolaylı olsa da laf sokma eğiliminde. Örneğin seçim ertesi şirketimizin çaycı ablası, "Sen kime oy verdin?" diye sordu bana "CHP" diyince "Olabilir canım herkes istediğine oy verebilir" dedi. İçine attığı birşeyler olduğunu anlayıp, sabah da afyonum henüz patlamamış olduğundan "Allah razı olsun" gibi kinayeli cümleler söylemedim sustum ilk başta. Ama o susmadı içine attıkları o kadar fazla olmalı ki tırmalamaya başladı, biraz da iktidardan güç alarak devam etti  "Ülkede demek ki biz cahiller daha fazlaymışız, bu çıktı seçimden sonra ortaya" dedi. (Sabaha kadar ekran başında kanal kanal oy saymışım, üstelik her kanalda oylar farklı çıkmış, uykusuzum, günlerden mübarek Pazartesi, bir de üstüne saatleri 1 saat ileri almışlar; bir insan evladının üstüne bu kadar gelinmez ki yahu!) "Ülkede cahillerin sayısını bilemem ama, ülkeyi siz-biz diye bölenler belli" diye karşılık verdim ortamın gerginliğinden saçlarımın elektriklendiğini fark ederek. Sonra bölünmeye benim de katkım olsun istemediğimden, siyaset konuşmadığında daha sevimli olan çaycı ablayla luzumsuz bir gerginliğe mahal vermeden işi şakaya vurup konuyu kapattım.

Demem o ki; işte bu noktaya geldik. Herkesin içinde; kin, nefret, korku, alınganlık, saldırganlık duyguları birikmiş ve çığ gibi büyümeye devam ediyor bu duygular. Zaman zaman patlayarak enerji boşalması da yaşıyoruz ama yaralanıyoruz, eksiliyoruz, bölünüyoruz...

Halbuki herkesin istediği şey çok basit; "umut". Kavgaların, bölünmelerin, yasakların biteceği, huzur ve güvende olduğumuzu hissettirecek bir umuttu ruhumuza iyi gelecek tek şey. O umudu görerek gitseydik eğer sandıklara "bir oy benim fazla, iki oy senin eksik" gibi belirsizliklere mahal vermeyecek kadar net olurdu sonuçlar. Hal böyleyken; çoğumuz, kime oy vermeyeceğimizi bilerek ama kime oy vereceğimizi bilemeyerek gittik sandıklara.Çünkü o umudu göremedik kimsede.

Herşeye rağmen; kazanan kim olursa olsun; yaşananların muhakemesini yapmış, biraz sakinleşmiş ve %55 halkına zeytin dalı uzatan bir başbakanı görmek isterdik o balkonda umuda susamış halk olarak. Bize o umudu çok gören, ülkedeki gerilimi tavan yaptıran ses tonuyla konuşan bir başbakandan sıkıldık artık. (Sesi kısılıdığında gerilimin ne kadar azaldığını gördük çünkü) Tek sıkıldığımız başbakan da değil tabi; hepimizi paronoyak yapan muhaliflerden de her iki tarafın kavgalarından da sıkıldık. Bölünmekten, yasaklanmaktan, herkesten işkillenmekten, geleceğimiz için endişe duymaktan sıkıldık ve çok yorulduk.

Seçim propagandaları sırasında birbirleriyle sürtüşmekten halka vaat vermeyi unutan iktidar ve muhalefete sesleniyorum: Heyyyy! Umut ve vaat veremiyorsunuz, bari huzur verin azıcık yahu!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme