Wikipedia

Arama sonuçları

21 Şubat 2017 Salı

Madame Tussauds İstanbul

Londra gezimde en çok eğlendiğim ve etkilendiğim yerlerden biriydi Madame Tussauds, duyduk ki İstanbul'da da 21. şubesini açmış, e gidip görmemek olmazdı.

Girişte ziyaretçileri Atatürk karşılıyor. 
Diğer Madame Tussaud'larda olduğu gibi burada da tematik bir şekilde ilerleniyor. Atatürk'ten sonra Topkapı sarayı konseptinde Kanuni ve Fatih karşımıza çıkıyor. E biz de bir daha ne zaman karşımıza çıkar diyerek Fatih ile selfie yapıyoruz hemen.





Barış Manço

Angelina ile tek başına foto çektiremezsinnnnn! :)
Tabi ki Beyonce ile de :)

Steve Jobs, ben ve nimeti :)
Yeşilçam köşesinde Adile Teyzoş karşılıyor.
Balmumu heykellerinin yanına koydukları aksesuarlar, ziyaretçilerin daha eğlenceli vakit geçirmesini sağlamış.

:)
Her genç kızın rüyası :)


Sabiha Gökçen

Sharapova ve Nadal

Muhammed Ali

Hido

Veeee müzeye de ismini veren, hikayesini şu yazımda anlattığım Madame Tussaud

İsterseniz balmumu el figürlerinizi bu bölümde yaptırabilirsiniz

Leonardo Da Vinci

En eğlenceli bölümlerden biri Mozart'ın yanı. Burada sürekli Mozart'ın eserleri çalarken siz de piyano başında bir peruk takıp sosyal hesaplarınıza canlı yayınlar sergileyebilirsiniz. 

Sanat güneşimiz...
Büyüklük açısından Londra'daki müzenin bir minyatürü gibi gelse de Türk heykellerin çoğunlukta olması biz Türkler için elbette burayı daha ayrıcalıklı kılmış. Ayrıca Londra'daki kadar çok fazla bir yoğunluk olmadığı için ünlülerle daha tadını çıkara çıkara vakit geçirdik. Ne kadar eğlendiğimiz de sanırım fotoğraflardan anlaşılıyor :)

E yani Rihanna da tutturmuş "selfie selfie" diye...

MFÖ

İkuş çok eğlendi çook :)

Hafta sonlarınızı sevdiklerinizle eğlenerek değerlendirebileceğiniz çok güzel bir etkinlik. "Biletler kaça, nereden alınıyor?" diyorsanız gerekli bilgileri şurada bulabilirsiniz. Yolunuz İstiklal'e düştüğünde kesinlikle uğrayın derim ben. 

16 Şubat 2017 Perşembe

Hamilelik Günlüklerim (14.Hafta)


Yazmayalı bir hayli olmuş, zaman çabuk geçiyor, bebeğim ve ben büyüyoruz :) Mide bulantılarım tam olarak geçmese de azaldı. Artık ağlamadan kusabiliyorum :) Zaman zaman ağladığım da oluyor (daha çok annemi özlediğimi hissettiğim zamanlar)... Ruhsal dengesizliğim, deterjan ve parfüm kokularına olan takıntılarım da devam ediyor.

Durumumda pek bir değişiklik yok yani anlayacağınız, hamilelik işte... Sadece artık bebeğimi hissetmek istiyorum. Çünkü hâlâ zaman zaman unutuyorum hamile olduğumu, kendini sürekli hatırlatsın istiyorum.

(He büyük haberi vermeyi unutuyordum az kalsın, kızçemize bir isim arıyoruz :) )




31 Ocak 2017 Salı

Fasulyenin Günlüğü

Nasreddin hoca eşekten düştükten sonra "hocam bir doktor çağıralım mı?" diye soranlara "benim derdimden doktor değil, eşekten düşen anlar, siz bana eşekten düşmüş birini bulun, getirin" demiş ya, işte bu kitap hamileler için tam da eşekten düşmüş biri gibi. Ben de görünce sarıldım hemen kendisine.

 Aslında haftalardır internetten okuduğum, çevremdeki annelerden dinlediğim bilindik tecrübelerden bahsediyor ama yine de insan aynı şeyleri defalarca okumaktan, dinlemekten bıkmıyor.

Garip bir ruh hali bu hamilelik. İçinde mercimek kadar bir can var ve o mercimek boyut değiştirmene neden oluyor resmen. Kendini artık ne sen tanıyabiliyorsun ne de çevrendekiler tanıyabiliyor.

Ama şöyle de güzel bir huyu var; ne yaparsan yap bu dönemde sana her şey mübâh. Delilere tanınan ayrıcalık hamilelere de tanınıyor yani. Örneğin, çamaşırlar yumuşatıcı koktuğu için ağladığımda gelip bir de teselli ediyorlar beni. "Hamiledir ne yapsa yeridir" durumu var yani anlayacağınız.

İşte bu ruh haliyle sarılıp okuduğum ve kendimi yalnız hissetmememi sağlayan bir kitap oldu "Fasulyenin Günlüğü". Komik bir annenin samimi diliyle anlattığı tecrübelerinin yanında her bölüm sonunda doktoruna sorduğu soruların cevapları da kafalarda oluşabilecek bir çok soru işaretinin de yok olmasını sağlıyor. Her hamile kişisine önerilir...

( Bu arada küçük bir not: benim fasulyem artık 12 haftalık :))

19 Ocak 2017 Perşembe

Hamilelik Günlüklerim (İlk 10 hafta)


En büyük hayalimdi, hamileyken günlük tutmak. Yaşadıklarımı günü gününe kaydedip, bu özel anları ölümsüzleştirmek... Gerek son zamanlarda yaşadıklarım, gerek içimi dışıma çıkaran mide bulantılarım ilk 9 haftayı ıskalamama neden olsa da zararın neresinden dönülse kârdır diyerek bu alemde benim de hamilelik günlüklerim bulunması adına kayıtlara başlamaya karar verdim.

Evet aslında yeteri kadar hamilelik günlüğü barındırıyor bu alem zaten ve bana da "he, bi sen eksiktin" diyebilirsiniz belki ama hamileliğini ilk öğrenen ve şaşkın gözlerle arama motorlarında "hamile", "gebe", "hamilelik", "4. hafta hamilelik"," hafta hafta hamilelik"... gibi komik cümleler sorgulatan toy anne adaylarına benim de bir katkım olsun isterim. Zira ben de onlardan biriyim ve diğer günlükleri okumalara doyamıyorum bu aralar :)

Neyse; ilk 10 haftayı ayrıntılı ayrıntılı yazamayacağım, ki yazacak fazla da bir şey yok zaten.

Bu yüzden 10 haftalık süreci özet geçerek hamilelik günlüğüme merhaba demek istedim sadece;

1-4 hafta : Halsizlik

5-7 hafta: Halsizlik, bel ağrısı, çişe zor yetişme, adet belirtileri " regl tarihim neydi yahu?"

7. hafta : Çift çizgi! (yehuuu!) 3 ayrı doktora gidip evladımıza bakıp bakıp doyamamalar, onu "susam tanem benim" diye sevmeler. (Doktor susam tanesi kadar olduğunu söylemişti)

Yedinci hafta, yani hamile olduğumu öğrendiğim haftaya ait parantez içinde anlatmam gereken şeyler var aslında; testi iş yerinde yapmıştım ve Gökhan'a bunu nasıl söyleyeceğim konusunda eve gidene kadar hiçbir fikrim yoktu. Yolda bununla ilgili olarak yüce google'a sordum; "hamilelik haberi nasıl verilir" diye. Bir sürü hikaye okudum, hoşuma gidenler de oldu ama içime hiçbiri tam olarak sinmedi. Sonra eve gittim Gökhan henüz gelmemişti. Şapşal şapşal gülümsüyordum, karnımı tuttum (ne hissedeceksem artık :)) ve dedim ki "hadi bakalım bebişim, biz en iyi yaptığımız şeyi yapalım ve yazalım... Babaya bir mektupta senin müjdeni verelim" Sonra oturduk çocuğumla şu aşağıdaki mektubu yazdık. Tabi velisi olarak ilk mektubunda evladıma ben yardım ettim. Okumayı daha sökmedi sonuçta. :)  Tamamen bir solukta yazılmış bir mektup oldu. Şu an buzdolabımızda asılı ve her okuyan susam tanemin mektubunu çok beğeniyor...

(Bu arada annemin evindeki kırtasiye malzemelerimi henüz evime getirmediğim için zar zor bulup buluşturduğum kağıt ve kalem de ne kadar imkansızlar içinde sürpriz hazırladığımızı kanıtlıyor sanırım :))


8. hafta : Kokulara karşı hassasiyet, çevremdeki insanlara parfüm yasağı getirmeler, düzenli beslenmeye karar verme, sabah kahvaltı çantasıyla işe gitmeler, susam tanesini zeytin tanesine dönüştürme çabaları, (bu arada kan verme bahanesiyle onu tekrar görme, hatta kalp atışlarını dinleme :) )

9. hafta : Parfüm, yumuşatıcı, çamaşır deterjanı kokusu duyunca öğürmeler, kokusuz çamaşır deterjanı aramalar, mide bulantısından boğazların tahriş olması, düzenli beslenme kararına ara verme, çubuk kraker ve peynir ekmekli beslenme düzenine geçme...

10. hafta: E can mı dayanır buna? Aşırı mide bulantısından serum yeme ve mide bulantısı ilacına başlama... (Bu arada bizim susam tanemiz zeytin tanesine dönüşmüş, doktora gitmişken yine gördük onu. Acaba bu ultrason aletleri ne kadardır diye düşünmeye başladım bir de :) ) İlaç mı işe yaradı yoksa süreç mi böyle ilerliyor bilemiyorum ama 2 gündür kendimi daha iyi hissediyorum. İnşallah bu çalkantılı, bulantılı dönem bitmiştir.

İçinde bulunduğum 10. haftaya kadar olan periyodun özeti kısaca böyleydi. Pek bir şey hissetmiyorum. Çoğu zaman unutuyorum bile. Koştura koştura yürüdüğümde çevremdekilerin "şşş hızlı hareket etme" demeleriyle toparlıyorum kendimi. Tabi bunun yanında gün be gün içimdeki zeytin tanesinin nasıl bir gelişme gösterdiğini yakından takip etsem de hiçbir şey hissedememek ve cinsiyetini merak etmek beni daha çok sabırsızlaştırıyor.

İşte ilk 10 haftam özetle böyleydi. Çok şükür şu an mide bulantılarım biraz hafifledi, inşallah bitecek ve ben de normal normal hamilelik geçireceğim. Ne sıklıkta yazarım bilemiyorum ama elimden geldiğince sık sık uğrayıp bizdeki durumları buraya aktarmak istiyorum. (Zeytin tanem henüz 3,23cm bu da burada dursun :)) Görüşürüz...

13 Ocak 2017 Cuma

Merhaba Hayat

Hayat gerçekten çok garip. Bazen çok yavaş bazen de çok hızlı... Ama sürekli akıyor. 2016'nın son yarısına, bir insanın ancak 5-10 yılda yaşayabileceği acı, tatlı pek çok şeyi sığdırdığımı söyleyebilirim. Ve bu sığdırdıklarım da bana şunu öğretti ki; sen ne kadar plan, program yaparsan yap hayat seni gitmen gereken yerlere zaten sürüklüyor. Ve evet her tesellide söylendiği gibi de hayat en vurdum duymaz haliyle devam ediyor.

Belki gecikmiş bir yıl sonu değerlemesi olacak bu ama konuyu nasıl bağlayacağımı bilemediğimden böyle başladım yazıya.

  2016'da acı tatlı pek çok şey yaşadım evet. Evlilik kararı aldım, sözlendim, nişanlandım, evlendim, annemin hastalığını öğrendim ve annemi kaybettim. Tüm bunları son altı ayda yaşadım.

" 6 ayda bir insanın hayatı bu kadar değişebilir mi?" diye şaşkın şaşkın dolaşırken son haftalarında da midemdeki kıpırtılar hayatımın daha fazla ne kadar değişeceğini göstermek istercesine mutlu bir haberi müjdeledi bana ve 2016 buruk bir sevinçle uğurlattı kendisini...

Bazen çok acımasız olsan da yine de inadına Merhaba hayat!

4 Ocak 2017 Çarşamba

40

Kırkıncı günümüz annem, sensiz...
Her gün biri sönermiş dedikleri 40 mumdan sönen olmadı henüz.
Hâlâ içim yara.
Seni çok özlüyorum...


15 Aralık 2016 Perşembe

20

Dün akşam Aynur teyzeme gittik, Gökhan, Ali ve ben... Ben işten gittim. Biliyor musun, merdivenleri çıkarken sanki kapıyı gülerek bana sen açacakmışsın gibi geldi. Öyle olurdu ya hep; sen gündüzden giderdin teyzeme ben de akşam iş çıkışı gelirdim "oy kuzum geldi" diye beni orada da sen karşılardın.

Dün öyle olmadı. Kapıyı teyzem açtı. Anne yarısıdır diye ona sarıldım ben de. Yemekler yapmıştı bize; dün yemek işinden yırtmıştım anlayacağın... Yemesi çok güzel de hazırlaması çok zor geliyor be annem. Çok fena alıştırmışsın sen beni.

Ali ile Gökhan gelene kadar teyzemle senden bahsettik ve seni ne kadar özlediğimizi anlattık birbirimize, ağladık biraz da. Gökhan ile Ali geldi sonra, sonra Nilü ve daha sonra da Metin abim... Oturduk, muhabbet ettik. Konuştuk, güldük de. Hiçbir şey olmamış gibi...

Dönüşte hep seni düşündüm ve yokluğunu iliklerime kadar hissettim yine. Ali'yi bıraktık ve biz de eve döndük. Zaman böyle geçiyor görüyorsun işte. Geçiyor geçmesine de ben kendimi çok eksik hissediyorum, bunu da görüyorsun değil mi?