Wikipedia

Arama sonuçları

19 Şubat 2018 Pazartesi

Cebimdeki Yabancı



2016 yılında çekilmiş "Perfetti Sconosciuti" adlı filmin bir uyarlaması olan, yapımcılığını Ferzan Özpetek'in üstlendiği "Cebimdeki Yabancı" Serra Yılmaz'ın ilk defa yönetmenlik yaptığı filmmiş aynı zamanda.

Üçü çift yedi eski arkadaş muhteşem bir sofranın etrafında akşam yemeği için bir araya geliyorlar. Yemek sırasında açılan sohbette bir oyun oynamaya karar veriyorlar ve oyun gereği herkes telefonlarını masaya koyuyor. Tüm gece boyunca gelen aramaların hoparlörden cevaplanması ve her mesajın yüksek sesle okunması isteniyor. Zaman ilerledikçe, gelen çağrılar ve mesajlarla birlikte çiftler arasındaki sırlar bir bir ortaya çıkıyor ve doğal olarak da ilişkiler sarsıntıya uğruyor.

Filmin orjinalini seyretmedim, seyredenler kem küm ediyor ama ben seyretmediğim için bana göre değişik, güzel bir filmdi diyebilirim. Görüntüler (özellikle yemekler), fonda çalan müzikler, oyuncuların performansı da gayet iyiydi.

Günlük koşturmacalardan sonra dinlendiren  bir filmmiş gibi geldi bana. He unutmadan çıkınınız sağlam gidin filme, yemekleri görünce ne kadar tok olsa da insanın midesi kazınıyor, biz koca popcornu gömdük izlerken :)




8 Şubat 2018 Perşembe

Damla'nın Notları (5.Ay)

07.01.2017 / 07.02.2017


Tekrar merhaba, şu an dolu dolu 6.ayımı bitirdim. Size nasıl bitirdiğimi, yani 5.ayımda neler yaşadığımı anlatmak istiyorum.

Beş aylık olduğumda kilom 6,78 boyum da 65 cm olmuştu. Kilom normal, boyum ise normalden biraz uzunmuş. Anne sütü ve Aptamil'e devam ediyorum.

Geçen ayın sonunda doktorum anneme bir liste vermiş ve bu listeye göre de eğer istersek ek gıdaya geçebileceğimizi söylemişti. Annem ayın ortalarında yani ben 5.5 aylıkken bu listeyi uygulamaya başladı. Böylece Anne sütü+Aptamil ikilisine bir de ek gıda eklendi. Listem beni doyurmalık değil de daha çok tatlara alıştırmalık bir liste.

İlk ek gıda listem
İlk tattığım ek gıda bal kabağı püresi oldu. 3 gün ek gıda olarak sadece bal kabağı püresi yedim. Ben çok sevdim annem ilk başta 2 kaşık verdi ama ben ona tüm şirin halime bürünüp daha fazla vermesi için cilveler yaptım ertesi günü daha fazla verdi ve ondan sonraki gün daha da fazla...Ama yine de benim için yeterli değildi. Bana kalsa bir tencere dolusu bal kabağı yiyebilirim.

Yemek yemek ciddiyet ister :)
3 gün sonra bal kabağını patatesle karıştırdı daha sonra bu tarife havuç da ekledi daha sonra pirinç kombinasyonunu denedik. Bence bal kabağı her haliyle çok güzel.

Annem bana daha sonra yer elması çorbası yaptı onu da her gün değişik kombinlerle pişirdi hepsi de güzeldi ama favorim bal kabağıyla olanı tabi ki.

Sonra sabahları armut püresi eklendi listeye. İki üç kaşıkla başladık bir fincana kadar çıktık, bakalım bugün elma püresi verecekmiş, çok heyecanlıyım bu yüzden. Akşam üzerleri de 2-3 kaşık yoğurt vermeye başladı. İşte bunu sevmiyorum. Yoğurt yerken herkes bana çok gülüyor, galiba suratım çok komik oluyor.

Nasıl yiyorsunuz bu yoğurdu ya!

Ek gıda maceram böyle... ilerki günlerde beni hangi tatlar bekliyor, çok meraktayım. Heyecanla yeni tatları denemeyi bekliyorum.

Bu ayı sessiz sakin geçirdim diyebilirim, burnum tıkanmadı ya da tıkanmasına annem müsade etmedi. Doktorumun verdiği iyileştirici kremler sayesinde popomdaki pişik de geçti. Yalnız diş etlerim beni çıldırtmaya devam ediyor. Onlar kaşındıkça ben de yüksek sesle naralar atıp, ellerimle kaşımaya devam ediyorum. Annem bazen jel sürüyor o zaman biraz rahatlıyorum.

Pişiğimi geçiren kremler
Bu ay annemi biraz yoruyor gibiyim, oturmayı, yatmayı pek sevmiyorum. Hep annemin kucağında evimizi turlamak istiyorum. Bir yandan sesimin limitini zorlamaya devam ediyorum, bu durumdan her ne kadar çevremdekiler rahatsız olsa da çığlıklarımla yeni sesler keşfetmeye ben bayılıyorum.

"Anne" kelimesinden sonra "baba" kelimesi de ağzımdan çıkıverdi bu ay. Her ne kadar ben bunları bilinçli söylemesem de bizimkiler buna çok seviniyorlar.

Geçen ay olduğu gibi bu ay da mutfağı çok seviyorum. Bence evin en ilginç yeri burası. Mutfağın önünden geçerken oraya girmek için çığlık atıp kafamı içeri doğru uzatıyorum hep, annem de hemen anlıyor ve oraya giriyoruz. Bazen bana oyun yapıyor tepkimi ölçmek için mutfağa girmiyormuş gibi ya da mutfaktan çıkıyormuş gibi yapıyor, o zaman ben de meşhur çığlıklarımı atıveriyorum hemen. Annem de bunun üzerine kahkaha atıyor, deli mi ne?

Yine bir gün dedemle mutfaktayım
Bu ay favori oyunum ise "fış fış kayıkçı" oldu. Annemin göbeğine oturup bu oyunu oynarken mest oluyorum resmen, kendimi tutamıyor ve bazen yüksek sesle gülüyorum. Artık jimnastik merkezinden çok sıkıldım, bebek miyim ben?

Favori şarkımız ise "Arkadaşım Eşek" oldu, annemin de küçükken favori şarkısı buymuş. Bu şarkıyı annem çok komik bir şekilde beni kucağına alıp ayna karşısında dans ederek söylüyor. Ben de kahkahalarımla eşlik ediyorum ona.

Oyuncaklarım ve ben...
İşte böyle... Sonunda 6 aylık oldum işte. Bakalım 6.ayımda beni neler bekliyor, bir ay sonra görüşürüz. Bay bay!




3 Şubat 2018 Cumartesi

Arif V 216



İçinde, absürtlük ve nostalji olan rengarenk bir film olmuş. Belki de ben çok bunladığım için son günlerde hangi filme tiyatroya gitsem hepsini de beğeniyorum ama çevremden de aynı tepkileri alınca gerçekten hoş bir film olduğunu söyleyebilirim size.

Cem Yılmaz herkesin bildiği, tanıdığı Arif karakteriyle şaşırtmamış ve yine çok başarılıydı, Ozan Güven de kezâ öyle ve ayrıca mimikleri dikkat çekecek kadar harikaydı bence. Seda Bakan çok ciciydi, Şevket Çoruhlu Zeki Müren taklidiyle efsaneydi... ve diğer oyuncular da çok iyiydi.

Konusu, senaryosu, ince esprileri itibariyle çok eğlendiren, güldüren, sıcacık ve rengarenk bir filmdi kısaca. He bir de o şarkılar, ah o şarkılar...

Ne yalan söyleyeyim Cem Yılmaz'ın diğer filmlerini pek beğenmemiştim, hepsini izledim ama hiçbirinde de çok ayılıp bayılmadım öyle. Giderken bu da öyledir dedim ve fazla da bir beklentim yoktu açıkcası, zaten sinemaya sadece  aktivite olsun diye gitmiştim, yeter ki kafam dağılsın istiyordum, çocuk filmine bile girmeye razıydım :)

Neyse, kısaca Cem Yılmaz'ın izlediğim diğer filmleri yüzünden fazla bir beklentim olmamasına rağmen ben  bu filmi çok beğendim. Belki kurguda bazı kopukluklar vardı ama senaryosu, espiriler ----(spoiler: Seden Gürel kostümü sahnesindeki ince espri meselâ)----------nostalji unsuru ve şarkılar beni fethetti. E içinde Tarkan bile var daha ne olsun :)

Filmi izleyeli bir hafta oldu, yorumumu ancak yazabiliyorum. Evet yerel bir film yani elin yabancısı hiç bir şey anlamaz bu filmden ve evet kurguda bazı kopukluklar da var ama şahsen ben tavsiye ederim, eğleneceksiniz en azından, gidin gidin :)


12 Ocak 2018 Cuma

Damla'nın Notları (4.Ay)

 (07.12.17 / 07.01.18)



Günler hızla geçiyor ve büyümeye devam ediyorum. Büyümek gerçekten çok zormuş. Anladım ki büyüdükçe dertler de büyüyormuş.


Bu ay en büyük derdim diş etlerim oldu. Çok kaşınıyorlar. Elime ne geçse ağzıma sokmaya çalışıyorum hatta altım açıldığında ayaklarımı bile ağzıma götürebiliyorum. Anlayacağınız derdim çok büyük...


Annemin en büyük derdi ise popomdaki pişikti bu ay. Hayır anlamıyorum ki benim pişiğim annemi neden çıldırtıyor? Popo benim, pişik benim... Kullanmadığımız pişik kremi kalmadı, krem masrafım bez masrafımı sollamış. Allahtan popomu su ve pamukla temizliyorlar da ıslak mendil masrafım azaldı. Yoksa kapıya koyarlardı bunlar beni.

Sevgili pişik kremlerim
Pişiğim bazen biraz azalır gibi oluyor işte annem o zaman çok seviniyor, ama bir sonraki alt açmada bir bakıyor ki yine kızarık... o zaman yine çok üzülüyor. Benim umurumda bile değil, geçer nasıl olsa. Ben sütüme bakarım arkadaş.

Süt demişken, anne sütü favorim olmakla birlikte günde 3 kez Aptamil'e de devam ediyorum, annem tek başına doyuramıyor beni. Bu ayın sonunda 60 cc'den 90 cc'ye çıkardık ölçeği de keyfim iyice yerine geldi. Ama anne sütü vazgeçilmezim...

Bu ayımda, kahkahalarımı sesli atabiliyorum artık, öyle çok değil, çok komik bir şey olursa tabi. Güleryüzümü zaten eksik etmiyorum, bir de sürekli kahkaha atarsam olmaz.


Onun dışında ellerimi ve parmaklarımı daha iyi kullanabiliyorum, annemin yüzünü ellerimle ayrıntılı bir şekilde yoklayabiliyor, jimnastik merkezindeki kuklaları daha iyi kavrayabiliyorum, bir de ellerimi ağzıma daha hızlı götürebiliyorum. Ama hâlâ yüz üstü kalmayı sevmiyorum. Annem bu duruma çok üzülse de yapacak bir şey yok, sevmiyorum. Azcık annem sevinsin diye durur gibi yapıp önümdekileri kemiriyorum sonra sıkılınca ağlıyorum.


Artık kucakta ve destekli bir şekilde oturabiliyorum. Annem beni bazen emzirme yastığını destek yaparak oturtuyor ama ben fazla dayanamayıp yuvarlanıyorum. Bu da eğlenceli bir aktivite ama ben daha çok annemin kucağında evimizi turlamayı tercih ederim. Hele ki annem beni mutfağa götürmüyor mu, işte o zaman mest oluyor, etrafa gülücükler saçıyorum. Annem "biraz büyü de yemekleri sen yaparsın artık" diyor. Evet bunun için daha çok süt içip hemen büyümeliyim.

Mutfakta buzdolabına gülücük atarken :)

Genel olarak sağlıklı ve tasasız bir bebeğim ama geçen gün burnum tıkandı. Gece acile götürüp burnumu açtırdılar. Annem bu işi doktor amcadan kaptı ve daha sonraları her burnum tıkandığında aynı yöntemle kendisi açtı burnumu ve artık hiç tıkanmıyorum.

Genelde annemle birlikte evde vakit geçiriyoruz, canım sıkılmasın diye bana ilginç ilginç oyuncaklar alıyor. Geçen gün çıngıraklı bileklik ve çoraplar almış, bana onları taktı. Ben de hiç umursamadan onlara şöyle kısa bir bakış atarak ellerimi ağzıma sokup diş etlerimi kaşımaya devam ettim. Bu tepkim annemi biraz kızdırdı galiba, biraz söylendi. Ama ne yapayım, benim tek derdim diş etlerim,  hem ben kendi kendime de eğlenebiliyorum bence gerek yoktu bunlara.


Eğlenmek demişken; ilk yılbaşımı da 4.ayımda kutlamak kısmetmiş. Annemle babam yılbaşı ağacı alıp süslediler. Ben de süslerle oynadım, ağacı  istediğim gibi kurcalayamasam da çok eğlendim.  Eminim seneye benim için daha eğlenceli olacak, tabi annem benden korkup da ağacı kurmamazlık etmezse...

Bu ayki favori şarkımız "Ellerim tombik, tombik"ti, annem bu şarkıyı söylerken hep elerimi öpüyor. Bazen de tırnaklarımı kesiyor. Böyle eğleniyoruz işte. Bir sonraki ay görüşürüz, bayyyyy!




3 Ocak 2018 Çarşamba

Korkma İyi Bir Annesin

Yine bir anneliği ve çocuk gelişimini anlatan kitapla karşınızdayım :) Aman bu da iyi ki anne olmuş" dediğinizi duyar gibiyim, çok ayıp :)

Kitabın yazarı Saniye Bencik Kangal da bir önceki okuduğum kitabın yazarı gibi yine takip ettiğimiz bloggermom'lardan, ama kendisini özellikle akademisyen diye ayırmış olduğu için akademisyenanne olarak takip ediyoruz biz.

Ben hamileyken, oğluyla oynadığı oyunlar ilgimi çekmiş ve dursun kenarda takip edeyim de kızım büyüdüğünde biz de oynarız düşüncesiyle takibe almıştım :) yeni kitap çıkarınca da sipariş verip aldım hemen. Okuyup bitirmem aynı hızla olmadı tabi :)

Kitabın kurgusunda biraz kararsız kalınmış gibi geldi bana, yani kitap daha çok sohbet havasında ama Zara diye bir karakter çıkıyor arada onun üzerinden örnekleme yapıyor. Bana çok gereksiz geldi. Kendi üzerinden de o örnekleri verebilirdi bence ama neyse...

Kitap 19 bölümden oluşuyor. Yazar bu bölümleri "Korkma ..." başlığıyla ayırmış hep, ki yeni annelere güven veriyor bu durum.

Hadi bir kıyak yapayım da bölümleri sıralayım size;

1- Korkma Kucakla
2- Korkma Güvenle Bağlanır
3- Korkma Ağlar
4- Korkma Kendine Zaman Ayır
5- Korkma Uyur
6- Korkma Alışır
7- Korkma O Bir Kâşif
8- Korkma Paylaşır
9- Korkma Tanısın
10- Korkma Bırakır
11- Korkma Tuvalete Alışır
12- Korkma Oyna
13- Korkma Teknolojiye Sınır Koy
14- Korkma Artık Okullu Oldu
15- Korkma Cevapla
16- Korkma Tekrar Oku
17- Korkma Sınır Koy
18- Korkma İletişim Engellerini Kaldır
19- Korkma Özgüveni Gelişir

şeklinde, ilk doğum yaptığı günden itibaren annelerin karşılaştığı ikilemler ve sorunlar ele alınmış. Bir bakıma yol gösteren bir rehber olmuş da diyebilirim. Bir de özellikle "Korkma Kucakla ve Korkma Güvenle Bağlanır" bölümlerinde "oh be doğru yapmışım" düşüncesiyle içlere su serpme özelliği de var benim için:)

Hani etraftan hep duyarız ya "ay bırak ağlasın, kucağa alıştırma sonra sen çekersin..." diye, işte bu kucağa alıştırma sonra sen çekersincilere inat bebeğimi asla kucaklamaktan imtina etmedim ben. Hatta uyurken bile kaldırıp kaldırıp kucakladım :) Ama ben bunu içgüdüsel olarak yaptım, gelişim kitaplarını okuduğumdan değil. Ve inanın o kadar gelişim kitabı okudum, bebek bakımı ile ilgili videolar seyredip, bloglar okudum hepsinden çıkardığım tek sonuç şu ki; "iç sesini ve bebeğini dinle!" İnanın bebek size zaten neye ihtiyacı olduğunu söylüyor, yeter ki siz onu dinleyin başkalarını değil.

Kitap genel olarak yeni bebek sahibi olmuş şaşkın anneler için bir rehber kitap diyebilirim. Ben tüm bölümlerini okudum bitti ama ihtiyaç duydukça tekrar açıp bakacağım çok bölüm var ilerleyen günlerde.Örneğin memeyi bırakmaya çalıştığımızda, örneğin tuvalet alışkanlığı kazanmaya çalıştığımızda gibi...Bu yüzden el altında olabilecek bir kitap. Yeni annelere öneririm.

Yeni bir çocuk gelişim kitabında görüşmek üzere, esen kalın... ( hadi gidip bebeğinizi benim için kucaklayın, bebek yoksa en yakınınızdakini kucaklayın  o zaman :))))











30 Aralık 2017 Cumartesi

Hoşgeldin 2018


En son yeni yıl yazısını 2016'ya girerken yazmışım. Ama değişiklik olsun diye 2015'e ithafen yazmayı tercih etmişim. Güzel bir yıldı benim için çünkü, bol gezmeli, sağlıklı ve mutlu bir yıldı. Annemin dizlerinin dibindeydim. Gökhan'la yeni tanışmıştık bir de. Annemi kaybedeceğim içime doğmuş gibi 2015 hiç bitmesin istemişim sanki. Tuhaf...

Bu yıl 2018 i güzel karşılamak istedim. Yılbaşı ağacı bile aldım. Noel baba şapkası, süsler falan. Evi de bir güzel temizledim. Kısmetse hiç sevmememe rağmen kabak tatlısı bile yapacağım yarın bereket olsun diye. Annem gibi...

Sevim Damla'nın ilk yılbaşısı olacak bu yıl, Allah kısmet ederse onunla her sene böyle güzel karşılamak istiyorum yeni yılı. Böyle hatırlasın hep.

2017'yi de güzel uğurlamış oluruz diye düşündüm hem de. 2017 bana yaşama sevincimi yani kızımı verdi çünkü ona minnettarım. Hamişlik ve doğum anılarımı barındırıyor, hep hatırlayacağım kendisini :)

Sanırım bu yazı, yılın son postu olacak ve 24'te kalmış olacağım. 2018'de hepimize sağlık, mutluluk, şans, huzur, para, iyilik, güzellik gibi dileklerimin yanında bloguma da bol postlu bir yıl diliyorum ayrıca :)

Neyse efendim, uzun lafı kısası; herkese en az kızımın gülücükleri kadar güzel bir yıl diliyorum :)

11 Aralık 2017 Pazartesi

Canım Annem'e

Canım annem;
25 Kasım'da buralardan göçeli tam bir yıl oldu.  Ve sen, bir yıldır gözümde her an akmaya hazır bir damla olarak kaldın aslında, burnumda hiç geçmeyen sızı, boğazımda ölene kadar benimle kalacak düğüm, yüreğimde de asla sönmeden yanan bir ateş olarak yaşamaktasın zaten.

Ve ben ne zaman ki tek başıma kalsam, burnum o sızıdan kırılıyor, gözlerimdeki o damla sele dönüşüyor, boğazımdaki düğüm beni boğuyor, yüreğimdeki ateş de harlanıyor ve senin yokluğunu tepeden tırnağa yeniden hissediyorum. Bu yüzden artık yalnız kalamıyorum.

Acın, söylenenlerin aksine zamanla azalmadı. Böyle, hiçbir şey olmamış gibi yaşadığıma, yeri geldiğinde güldüğüme, hatta geleceğe dair hayaller kurduğuma bakma. Ben vakit gelince sana kavuşacağımı bilerek yaşıyorum annem. Yoksa dayanmak mümkün değil ki yokluğuna. Boşluğun o kadar büyük, o kadar doldurulamaz ki... Ve ben o boşlukta sensizlikten o kadar boğuluyorum ki...

Anlatmak istediğim çok şey var;

sesini özledim meselâ, muhabbetini özledim, kahkahanı, esprilerini, birlikte aynı şeylere gülmeyi, öfkelenmeni... ne bileyim karşılıklı kahve içmeyi, kahve fincanını tutuşunu bile o kadar özledim ki...

Sonra; yemek yaparken seni izlemeyi, beraber iş yapmamızı, alışverişe çıkmamızı, birlikte tv izlemeyi, sinemaya gitmeyi... Bir yere gittiğimde beni sürekli arayıp ne zaman döneceğimi sormanı, telefonumun "Annem" diye çalmasını, mercimekli köfteni, domatesli pilavını, rahat yiyelim diye karpuzu, çekirdeklerini ayıklayarak doğrama inceliğini, uyuduğumda üstümü örtmeni, benim için endişelenmeni...

Meğer hepsi ne kıymetliymiş de bilememişim güzel annem.

Şimdi aynı endişeleri ben de Damla için yaşıyorum. Ben sen oldum sanki, Damla da ben...

Ve evet Damla, çok istediğin ama göremediğin torunun. Şimdi ona hep seni anlatıyorum annem. Tam da senin istediğin gibi bir bebek oldu. Ona her baktığımda diyorum ki "ah anacığım olsaydın da görseydin çıldırırdın herhalde"

Sen hep derdin ya; "Ben hep Aynur'un torunlarını seviyorum, kendi torunlarımı ne zaman seveceğim?" diye, biliyor musun şimdi de teyzem senin torununu seviyor annem, Damla da onu çok seviyor, onların ilişkisi bana da iyi geliyor, sanki sen seviyormuşsun gibi...

Canım annem, bunları anlatıyorum belki özlemim bir nebze de olsa azalır diye, yoksa bizi izlediğini, bizimle olduğunu biliyorum, böyle düşünmesem yaşayamam çünkü.

Neyse, uzun lafın kısası; seni çok özledim güzel annem...

(Amacım 25 Kasım'da bitirmekti ama yazarken her satırında ağlama krizine tutulduğum için bu yazıyı bitirmek bugüne kısmetmiş.  )