Wikipedia

Arama sonuçları

11 Ocak 2020 Cumartesi

Gelirken Ekmek Al



Bu senenin ilk postu kitap yorumu olsun. Sene nasıl başlarsa, öyle gidermiş diye düşündüm :) Çalışma hayatı, ev hayatı derken gerçekten kitap okumaya vakit ayıramıyorum, hele uzun bir roman hiç okuyamıyorum. Başlayıp yarım bıraktığım kitaplar da beni sinir ettiği için tekrar elime alamıyorum.

Ama böyle kısa kısa öykülerden oluşan bu kitap bana çok iyi geldi. Çok sıcacık, çok tebessüm ettirici, çok kendi içimize bakıyormuşuz gibi ve çok, çok, çok minnoş bir öykü kitabı bu.

Bir de sanki çoook eskiden okumuşum ve de aynı zamanda çoook sonra Damla okuyacak gibi..

Şermin Yaşar, sosyal medyadan tanıyıp ve severek takip ettiğim bir isimdi. İlk anne olduğum dönemlerde bir kaç kitabını da okumuştum ama bu kitap onu benim gözümde daha da değerli kıldı diyebilirim. Edebi kişiliğini daha iyi yansıtmış ya da kalemi daha güçlenmiş diyebiliriz de.

Aziz Nesin öykülerinden nasıl zevk aldıysam bu kitaptaki her bir öyküden de öyle zevk aldım diyebilirim. Kitabın içinde, aşağıda sıraladığım ve parantez içinde de kısa kısa yorumladığım on sekiz öykü bulunmakta;

-Gelirken Ekmek Al (kitaba ismini veren ve benim de favorim olan öyküsü)

-Diğer Müjdatlar Gibi (bu öyküyü okuyunca kitabı elimden bırakamadım)

-Kız Kim? (Aziz nesin öyküleri tadında )

-Yine Muazzez  (şiir gibi bir öykü)

-Bize Bi Çay (yeşilçam tadında)

-Barıştık (bu da aile komedisi tadında)

-Sıcacık (pek bi hüzünlü aslında)

-Olanlar Oldu (bu da pek bi matrak)

-Topuğumuz (Kamil bey'in öyküsü)

-Çıkmaz Demeyin (şansınızı deneyin :))

-Aşk Olsun (bence de olsun...öykü bitince ağzını kapatmayı unutma :))

-Babam Yüzünden (Film gibi...))

-Tüh! (Çok tatlı!)

-Armağanın Hediyesi ( çok ironik)

-Tuzlu Fıstık ("fıstık adam şip şap şup "şarkısı eşliğinde okudum :) işte bunlar hep Damla'nın yüzünden :))

-Nihat ve Teselliperver Cemiyeti ( Her eve lazım)

-Pekmez (çok tatlı)

-Aklımda (ladeeees!)

25 Kasım 2019 Pazartesi

Annem'e

Canımın canı, güzel annem...

Üç yıl, canımdan can kopup da gideli tam üç yıl oldu.

Özlemin, yokluğun, hâlâ çok can yakıyor ve sanırım bu durum sana kavuşana dek devam edecek.

Yemek yaptığın tencereler, her gün özenle dizdiğin koltuklarındaki yastıklar bile duruyor. Ama sen yoksun.  Benim de aslında söyleyecek fazla sözüm yok. Seni çok özledim hepsi bu...

26 Ekim 2019 Cumartesi

Canım Yazmak

Ne çok ihmal ettik birbirimizi... Oysa benim sana nasıl ihtiyacım var bir bilsen! Çok ama çok özledim seninle sohbet edip vakit geçirmeyi, içimi dökmeyi, anlatmayı, anlatmayı ve anlatmayı. Her şeyi, herkesi... Hayatımda olan ve olmayan her şeyi anlatmayı çok özledim. Eminim sen de çok özledin benim güzel sohbetimi. Canım benim... :)

Bu yüzden ilk fırsatta koştum geldim yanına. Bak şu sessizlik var ya şu sessizlik, herkes mışıl mışıl uyurken ikimizi buluşturan hani... işte, hep onun suçu aslında. Pek uğramıyor benim yanıma bu ara. Bu yüzden yazamıyorum artık eskisi gibi.

Yok, hayır, vakit kısıtlı. Bu sefer kendimi, Damla'yı ya da anneme olan özlemimi anlatmayacağım sana. Yeteri kadar ihmâl ettim seni zaten, böyle bir bencillik yapamam doğrusu. Sadece senden söz edeceğim, senin varlığından ve bana ne iyi geldiğinden...

Canım yazmak; evet, bana öyle iyi geliyorsun ki bir bilsen... Nasıl anlatmalı? Böyle, hani sanki içimde bir yabancı varmış da senin sayende ona ulaşmışım gibi ya da ölümsüzlük iksirini bulmuşum gibi... Hafiflemek, rahatlamak da cabası.

Sahi, insan neden yazar? Buradayım demek için ya da gizlenmek için mi?Anı biriktirmek için ya da bir kalemde kafasındakileri silmek için mi? Her şeyi içine attığı için ya da artık kendine susamadığı için mi? Ya da sadece Sait Faik'in dediği gibi delirmemek için mi yazar insanoğlu acaba? Neden, neden...?

Bi önemi var mı kuzum? Yani, neden yazdığımın diyorum, bir önemi var mı sence? Bence yok. Önemli olan sonuç. Sonuç...? Tabi ki mutluluk.



7 Ağustos 2019 Çarşamba

Bal Damla'm 2 Yaşında



Pamuk kızım, kurabiye suratlım, her şeyim....

Hızla büyüyerek bizi şaşırtmaya ve  minicik bir mimiğinle bile göklerde uçmamızı sağlamaya devam ediyorsun. Bu durum ne zamana kadar sürecek diye merak etmiyorum artık, sanırım sonsuza kadar...

Sürekli tekrarladığın saçma sapan hareketlerine bile bıkmadan en içten kahkahalarımı sonsuza kadar patlatabilirim evet.

Komik suratlı meleğim benim...

Benim artık  2 yaşında olan, henüz cümle kurmayı beceremeyen ama her kelimeyi bilen ve bir şekilde söyleyen, 10'a kadar hem ingilizce hem türkçe sayabilen, renkleri, şekilleri de aynı şekilde bilen, şarkılara bazen doğru bazen uydurarak eşlik eden, karıştırmayı, dağınıklığı, zıplamayı, hayvanları ve çocukları çok seven  bal Damla'm...

Bu içindeki zıp zıp zıplayan mutluluk hiç bitmesin e mi? O güzel yüzünden de hepimize bulaştırdığın gülücükler hiç eksik olmasın olur mu benim mis kokulu yavrum?

İyi ki doğdun, iyi ki doğdun da dünyamızı böyle güzelleştirdin iyi ki ama iyi ki benim kızım oldun... ve yine söz veriyorum sana; ben de ölene kadar senden bu "iyi ki" ile başlayan cümleyi duymak için çabalayacağım her zaman. Seni çok ama çooooooooooook seviyorum minik kuzum, nice mutlu yaşlara...

07.08.2019











12 Mayıs 2019 Pazar

Kızım'a

Canım kızım, minik Damlammm!

Nasıl beceriyorsun bilmiyorum, o küçücük bedeninle koskoca dünyayı durdurabilmeyi ve beni bu kadar mutlu etmeyi?

Kalbimi yere göğe sığdıramaz hale getirip,  o kurabiye suratınla ve o içimi eriten "annnnii" diye seslenişinle tüm bunları nasıl başarıyorsun söyle bana mis kokulum?

Ne desem, nasıl anlatsam ki...? Tarifsiz...

Sen tanrının bana verdiği en güzel hediye; iyi ki, iyi ki ama iyi ki senin annenim ben... İnan bana, hayatım boyunca ben de bu cümleyi senden duymak için çabalayacağım hep.

Seni çok seviyorum pamuk kızım, anneler günümüz kutlu olsun!

Annem'e

Yokluğun, tarifsiz bir yara olarak kaldı bende. Özlemin, dünyadaki hiçbir şeyle yerinin dolmayacığını bilmek kadar can yakıcı hâlâ.

Kokun, sesin, ellerin ve şevkâtin... O kadar hasretim ki bunlara... Bir gün kavuşur muyum, bilmiyorum. Sorgulamıyorum da artık.

Sessizce kabullendim galiba bu durumu ama özlemek hiç bitmiyor, hiç... Özlemek var ya özlemek... Özlemek özlemek olalı hiç bu kadar çoğalmamıştı belki de.

Her gün, her Allah'ın günü aklımdasın. Sabah kalkıp da gece uyuyana kadar. Hatta bazen uyurken.

Bugün de tabi...

Hiçbir sene atlamadım biliyorsun;

Anneler günün kutlu olsun güzel annem!



21 Mart 2019 Perşembe

Merhaba Otuz Sekiz

Küçükken seneler kocamanmış gibi gelirdi, yaşlandıkça tam tersi oluyor galiba. Ve ben  bir mum daha üflemiş olmanın şaşkınlığıyla bu hipoteze fena halde katılıyorum şu anda.

Evet, evet yine bir yaş daha kaydı gitti avuçlarımdan... Üstelik, daha “otuz yedi” demeye bile alışamamışken.

Hakkını yiyemem güzel bir yaştı otuz yedi. Kötü günler yoktu içinde çünkü. Kızımla, eşimle sevgi dolu, yumuk yumuk bir yaştı benim için diyebilirim özetle.

Çalışma hayatına geri döndüğüm, tam olarak "çocuk da yaparım kariyer de" havalarına henüz giremesem de kendimi daha iyi hissettiğim bir yaştı sonra.

Şöyle  bir geriye dönüp baktığımda, hayatın bana bu yaşımda da cömert davrandığının farkına varıyorum çok şükür... “Çok şükür, bin şükür” dediğim bir çok değere sahibim. Sağlık, sevgi, huzur, mutluluk hepsi hayatımda mevcut, sevdiklerimle birlikte. Elbet eksiğim de var bilen biliyor, (hem de ne büyük bir eksik!) ama o da sol yanımda hep benimle zaten.

Kısaca, bol şükürlü bir yaştı otuz yedi... Sanırım gönül rahatlığıyla onunla da vedalaşabilirim artık. Ve sonra da  “otuz sekiz”e “merhaba” diyebilirim.

“Merhaba yeni yaşım, sana da merhaba!”