Wikipedia

Arama sonuçları

10 Kasım 2018 Cumartesi

Damla'nın Notları (11.Ay)

(07.07.2018 - 06.08.2018)


 Merhaba sevgili dostlar, öyle-böyle 10 aylık maceramı daha önce sizlerle paylaşmıştım, uzuuuun bir aradan sonra nihayet 11. ayımı da size aktarıp ve doğum günü postuyla da güzel bir final yapmak istiyorum hayırlısıyla.

Bu yazı işleri bana göre değil anladığım kadarıyla. Bir kere, okuma yazma bilmiyorum ben, bu yüzden çok saçma zaten. Annem çalışmaya başladığı için benim yazılarıma vakit ayıramıyor, bu yüzden okuma yazma öğrenene kadar ara vermek durumundayım.

Neyse, ne diyorduk? Şu an 15 aylığım ama varsayalım ki 11. ayımdaymışım tamam mı?

Hafızamı ve arşivi zorladığımda bulduğum 11 aylık  kayıtlarımı sizle hemen paylaşmak istiyorum;

11.ayım tatil ve doğum günü hazırlıklarıyla geçti diyebilirim. Doğum günümü ilk başta Nilüfer teyzem'in Sincap evler'deki yazlığında yapmaya karar vermişlerdi. Bir pazar günü, oraya "acaba nasıl olur ?" diye bakmaya gitmiştik.  Bu fotoyu işte orada çekmişlerdi. Gülümsediğime bakmayın, şu çimlerden pek hoşlanmadım aslında.

Vee doğum günü hazırlıklarına küçük bir mola. İşte, çekirdek ailemle tatile gidişimiz. 

Tatilde Kuşadası Güzel Çamlı'ya gittik. 1 hafta orada kaldık. Oradayken bir gün Şirince'ye başka bir gün de Bodrum'a da gittik. 

 Ümit amcamlar da bizle birlikteydi. Madem günlük tutuyoruz onu da buraya kaydedelim; Ümit amcam ile Şeyda ablam da bir bebek bekliyorlarmış.
 Güzelçamlı'nın denizi çok güzeldi. Hayatımda girdiğim en güzel denizdi :)
 Ay vallahi çok iyi geldi şekerim,
 Bu da Bodrum'da...
 Hey dostum bodrum'da mıyım ben şimdi?

 Canım ailemle
 Bu da Güzelçamlı'da tatlı komşumuz Nesli... Kendisi beni çok sevdi. Tabi ben de onu.
Tatil çok güzelmiş...
 Evimize döndüğümüzde annemin beni zaptetmesi için bulduğu çözüm. (Bu arada, artık emekleyebiliyorum. :)
 Ve doğum günü hazırlıklarına kaldığımız yerden devam. Annemin hazırladığı magnetler...

Annem konsepti sıcak hava balonu olarak belirlemişti ve konsepte uygun olarak beni uçan balonlar bağlanmış bir sepetin içine koyup fotoğrafımı çekmek istedi. Bu fotoğrafımı doğum günümde koyacağı anı panosunda kullanacakmış.

Sırf bu fotoyu çekmek için yollara düşüp ilk bulduğumuz yeşil bir alana yayıldık.
Recep amca ve Sevda teyzeler de bizimleydi.
 "Ben daha yeni yeni sıralamaya başlamış, ayaklarımın üstünde zor duruyorken bu kadar eziyet niye?" diye düşünüyordum.
 Aslında eğlenceli tarafı da vardı.

 Evet evet zaman zaman çok eğlendim.

İşte, annemin hayalini kurduğu foto... Bu balonlar beni uçurmaz di mi?
Sonradan Aslı halam da bize katılmıştı.

Canım annem beni sarmalarken...
Canım ailem...

İşte böyle, artık benim de "1" yaşım var...

Doğum günü partimi anlattığım son postumda görüşmek üzere, bayssss!...

27 Ekim 2018 Cumartesi

Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm



Bir hayli oldu herhalde kitap yorumu yapmayalı, aslında kitap okumayalı mı desem...? Çalışmaya başlayalı kitap okumaya da vakit ayırabiliyorum çok şükür. Serviste geçen süre, uzun zamandır hayalini bile kuramadığım kendime ayırabileceğim çok değerli vakitler verdi bana. Ben de bu süreyi ya uyuklayarak ya kitap okuyarak ya da hiçbir şey yapmadan böööyle boş boş yola bakarak geçiriyorum ki bu üç eylem de bana ne iyi geliyor, anlatamam size.

Neyse konuyu saptırmadan kitaba gelecek olursak; Livaneli aslında bu kitabı, 1974 yılında yazmaya başlamış ancak kendisini olaylara ve karakterlere fazla yakın bulmasıyla yazımına uzun bir süre ara vermiş. Daha sonraki dönemlerde psikolojik boyutunda mükemmelliğe ulaşmak için sürekli eklemeler yapmış ve tam 29 yıl sonra bitirip yayımlayabilmiş. Kitap, o kadar uzun süre beklemeye değmiş ki 2001 yılında Yunus Nadi Roman ödülünü kazanmış.

12 Mart olaylarının yarattığı tramva ile soluğu İsveç'te alan Sami'nin hikayesi şeklinde özetleyebilirim bu kitabı. Ama daha da ayrıntıya girecek olursam; Sami ile birlikte başka ülkelerden İsveç'e sığınan değişik karakterlerin de hayatlarından izler taşıyor. Kitapta her şey var; aşk, siyaset, çekilen acılar, zorunlu göç, sistem çatışmaları, isyan, anadilin iki insan arasında yarattığı bağ, intikam ve af arasındaki ince çizgi  ve dünyanın hiçbir yerinde değişmeyen insan davranışları.... hepsi var.

Bunların yanında siyam kedileri, orkideler ya da fotoğrafçılık gibi değişik konularda değişik kavramların da ince detaylarına da giriveriyor zaman zaman ki bu anlatımı ve romanı inanılmaz zenginleştiriyor. Tabi bunun yanında kişilerin tasvirlerine ve psikolojik analizlerine hiç değinmiyorum bile, Livaneli'nin bu konudaki üstünlüğü ortadadır zaten.

Berrak bir dil, akıcı anlatım ve çok güzel bir kurgu... Sanırım Livaneli kitaplarının ortak özelliği. Ancak bu kitapla ilgili değişik bir uslup kullanmış Livaneli; öyküyü hem yazardan hem de kahramanın kendisinden dinlemek daha önce hiçbir kitapta karşılaşmadığım bir anlatım biçimiydi ki bence çok güzel ve samimi olmuş.

Bence, okunmaya çok değer bir kitap. Tabi o kadar uzun bir aradan sonra bana okumak (çocuk bakımı kitapları haricinde :)) nasıl iyi geldi, nasıl iyi geldi anlatamam. Altı çizilecek çok cümle var ve ben tabi ki yine kıyamadım kitabı çizmeye... Ama buraya yazarım diye not ettiğim bir paragrafla bitirmek istiyorum postumu:

"Ben ömrüm boyunca bir köpek olarak yaşamıştım ama artık kesin kararım, bir kediye dönüşmekti. Kedi olacaktım. İşte yazarın bilemediği en temel konulardan biri buydu. Artık hayatımda bir köpek olarak yaltaklanmalara, bağlanmalara, başkalarını kendime bağlama çabalarına, başını okşatmaya, sevgi ve sıcaklık ihtiyacı içinde insanların bacaklarına sürünmeye, kuyruğumla birlikte tüylü kıçımı da sallayarak sevimli görünmek gayretine hiç yer yoktu. Uzun zaman önce bırakmıştım bunları. Köpek olduğum yıllarda hepsini yapmıştım, hem de fazla fazla; ama bu beni felakete götürmüştü. Ölümün kıyısına gelmiştim. Ölümün kıyısı, ölümün kendisinden daha feci bir şeydir, bunu yaşayarak öğrendim"

iyi okumalar, sevgiler...

Not: (Bu not kendime, siz okumayın, spoiler içerebilir çünkü)
 Bu kitapta, kedinin adı Sirikit, adamın adı Sami ve ölümün adı Filiz oluyor...

(okudunuz di mi? sizi gidi meraklılar sizi gidi! :)))



23 Ağustos 2018 Perşembe

Bugün Bayram

Bugün 37 yaşımda, bir bayram sabahında tesadüfen rastlayıp dinlediğim bu şarkı beni hüngür hüngür ağlattı.

İçinde barındırdığı hüzünden mi, bugüne kadar bu şarkıyı anlamadan dinlemiş olduğum için mi bilmiyorum ama oturdum ve hüngür hüngür ağladım.

Her bayram sabahı annemi öperken neşeli bir şekilde nakaratını söylediğim bu şarkıyı bugün ilk defa söyleyemedim. Boğazım düğümlendi... Sadece hüngür hüngür dinledim.


"Sen gittin gideli
  İçimde öyle bir sızı var ki
  Yalnız sen anlarsın
  Sen şimdi uzakta
  Cennette meleklerle
  Bizi düşler ağlarsın

  Bugün bayram
  Erken kalkın çocuklar
  Giyelim en güzel giysileri
  Elimizde taze kır çiçekleri
  Üzmeyelim bugün annemizi

  Sen yaz geceleri
  Yıldızlar içinden ara sıra
  Bize göz kırparsın
  Sen soğuk günlerde
  Kalbimi ısıtan en sıcak anımsın

  Bugün bayram
  Erken kalkın çocuklar
  Giyelim en güzel giysileri
  Elimizde taze kır çiçekleri
  Üzmeyelim bugün annemizi

  Bugün bayram
  Çabuk olun çocuklar
  Annemiz bugün bizi bekler
  Bayramlarda hüzünlenir melekler
  Gönül alır bu güzel çiçekler"

(Herkese iyi bayramlar  ve sakın üzmeyin annenizi)


19 Ağustos 2018 Pazar

Damla'nın Notları (10.Ay)

(06.06.2018 - 05.07.2018)


 Evet hızımı kesmeden 10. ayımı da hemen anlatmaya başlıyorum. Gördüğünüz gibi bu ay da kilo olarak bayağı bir gelişme göstermişim. Maşallahım varmış ama bu aydan sonra aynı gelişimi gösteremeyeceğim pek, şimdiden söyleyim.

 Yine Aynur anneanneme gitmişiz (yürüteçi de aldığımıza göre taşınmışız da diyebiliriz :))
 Annemin kendi başıma ayakta durmamı kolaylaştırması için aldığı aktivite masasını kendime uyarlarken ben.
 ve emekleme maceralarım 10.ayımda böyle başlamış olur.
" Aaaaa, ne diyorsun Recko'cuğum, bu araba fiyatları uçmuş resmen!" (Babamın iş yerinde toplantı yaparken)
 Babamın beni uçurmasına bayıldığımı daha önce söylemiş miydim?
 Ve annemin benim doğum günüm için hazırlıkları... İşte bu ve bunun gibi saçma şeyler yüzünden blogu ihmal ediyor annem. Bu gördüğünüz kokulu taşlar, doğum günümde gelenlere hediye olarak verildi. Bunlar ilk halleri, bitmiş hallerini de doğum günü postuma ekleriz ayrıca.
Ben de balondan çiçek yapmayı denedim de...

10.ayımda emeklemeye başlamak dışında pek kayda değer bir olay olmadı.

İşte böyle. 11. ayda görüşürüz.

18 Ağustos 2018 Cumartesi

Damla'nın Notları (9. Ay)

(06.05.2018 - 05.06.2018)
Merhaba, ben şu anda aslında yaşımı bitirdim. Ama annemin vakitsizliği yüzünden sizinle düzenli olarak buluşamıyorum maalesef. Malum araya tatil, doğum günü falan girdi ve annemin telaşı bu sebeplerle birazcık arttı ve bloga da vakit ayıramadı normal olarak.

Zaten annemin bu vakit sorunu oldum olası hep var; bir de tutturmuş ki "çalışacağım" diye sormayın.  Neyse dedikoduyu bırakayım da 9. ay maceralarımı anlatmaya başlayım bir an önce, sırada daha 10 ve 11. aylar var.

Gördüğünüz gibi kıkır kıkır büyümeye devam ediyorum...

Fotoğraflardan anladığım kadarıyla, 9 aylıkken Aysel anneannem'lere gitmişiz orada da Asya ablamla oynamaya çalışmışız. Oynamaya çalışmışız diyorum çünkü fotoğraftan da anlaşılacağı gibi Asya ablamla bir iletişim problemi yaşıyoruz, e ben pek laftan anlamadığımdan dolayı Asya ablam için iyi bir oyun arkadaşı sayılmam galiba.
 Hal böyle olunca, annem Asya ablam'la oynarken ben de şu beni zevkten delirten topla oynayıp durmuştum.
Bu ay havalar iyice güzelleşince biz de bayağı gezmelere gitmişiz. İşte bu da Çiğdem teyzem ve Defne ablamla florya'da buluşmamız.
Burada da annemle markete giderken... Annem bu fotoyu işte olan babama göndermişti. 

 9 aylık fotolarımın arasında bir de buna rastladım. Bu üzerimde görmüş olduğunuz body'i İkuş teyzem anneme, annemin hamile olduğunu öğrenir öğrenmez hediye olarak almış. Kendisi ultrasondan bile önce cinsiyetimi tahmin eden ilk kişi olduğunu kanıtlamış.
Bir Ramazan bayramı sabahı babaannemlerde "Off Poyraz'cığım, hayat çok sıkıcı, sen de şöyle bir oturmayı öğrenseydin ne güzel oynardık" diye içimden geçirirken.

 Bir de bayramda köyümüze gitmiştik, orada Yağmur abla'm yine bana aşırı şefkat gösterirken.
Şu büyükler ne tuhaf! Şurada kendi başına oturabiliyormuşum gibi fotoğrafımı  çekmek için ne uğraşmışlardı. Birinde annemin kolu, diğerinde babamın ayağı derken helak olmuşlardı zavallılar.
"Kendi başıma oturabiliyorummuş gibi çek panpa!" pozum :)

Yürüteçle maceralarım bu ay da devam etmiş ama tehlikeli olmaya başlayınca fazla sürmeyecek şimdiden söyleyim.
Evimizin git gide bir kreşe benzemesi annemi çok üzüyordu.
 Elbette ben de üzülüyordum bu duruma. Çünkü ev kreşe benzedikçe benim ilgimi çeken şeylerden biraz uzak kalıyordum.

9.ayda durumlar böyleydi. He unutmadan; beklenen dişleri bu ayın ortalarında çıkardım. Yalnız beklendiği gibi alttan değil, üstten çıkardım ben. Biraz aykırı bir kişiliğim var da ondan herhalde. Annem beni "Hügo" diye sevmeye başladı. Biraz komik duruyor galiba.

Nasıl olduğunu merak ediyorsanız alttaki videoda bu komik halimi görebilirsiniz.



İşte böyle... Sonraki aylarda görüşürüüüüz!


18 Haziran 2018 Pazartesi

Damla'nın Notları (8.Ay)

(07.04.2018 - 07.05.2018 )

Herkese selam, yine çok yoğun günler yaşıyoruz ve buraya pek vakit ayıramadık. Annemin temizlik telaşı, ısınan havayla birlikte gezmelere gitmelerin artması derken 8.ayımı ve 9. ayımı (ve hatta 10. ayımı) bitirmiş bulunmaktayım şu anda.

Ama ben size şimdi 8. ayımı bitirdikten sonra, 9.ayıma yol alırken neler yaptım onları anlatacağım.

 8.ayımı bitirdiğimde artık her ay doktora gitmemeye  karar verdik. Henüz ayakta duramadığım için kilomu, annem önce tartıya kendi çıkıp tartıya şöyle öfkeli öfkeli baktıktan sonra beni kucağına alıp hesaplayarak ölçtü. Sonra babam bir leğene oturttu ve leğeni tartıya koydu. İkisinde de yaklaşık aynı kilo gelince 8.160 kg olduğuma karar verildi.

Boyumu da evdeki metreyle ölçmeye çalıştılar. Tabi bu onlar için biraz zor oldu. Çünkü değişik gelen tüm cisimler gibi metreyi de biran önce alıp ısırma çabalarım onları biraz yordu. Defalarca ölçüm sonucunda boyumun pek de emin olmamakla birlikte 70 cm olduğuna karar verildi.
Bu ay güneş gül cemalini gösterince keyiflerimiz yerine geldi.
Bir de bir hafta sonu babaannem ve dedem bize gelince keyfimiz duble yerindeydi. Bunun şerefine, babam bizi Florya'ya kahvaltıya götürdü.
 İşte güneşli bir pazar günü ben babaannemin kucağında sevinç çığlıkları atarken...
 Güneşin bile kandırmayı beceremediği, kafamı üşüteceğim korkusuyla beni sarmalayan annem ve babamla... :)

 Ve yine güneşli başka bir haftasonu ve biz yine yollarda. Bu sefer şehirlerarası bir yolculuk yaptık.
 Çanakkale şehitliğini ilk ziyaretim. Etrafa şaşkın bakışlarım hep bu yüzden :)
Yolda gördüğümüz kanola tarlasında durup böyle fotolar çekindik.
İşin en, en, en ama en zevkli yanı işte buydu!!! Canım babam beni uçururken attığım kahkahalardan da ne kadar zevk aldığım belli oluyordur herhalde.

Çanakkale'ye Eda ablanın düğünü için gitmiştik, hazır gitmişken de bizimkiler etrafı gezmek istedi. Ama ipin ucunu biraz fazla kaçırdılar, o kadar ki neredeyse düğüne yetişemiyorduk. Düğünün olduğu yere vardığımızda ben çoktan gece uykuma yatmıştım. Annemle babam arabada nöbet tutarak sırayla düğüne gittiler. O telaş ve yorgunlukla düğüne ait hiçbir fotomuz yok :)

Biga'da bir gece konakladıktan sonra dönüş için Bursa üzerinden gitmeye kara verdiler.

   İşte burası da Bursa Ulu Cami. Diğerleri Namaz kılarken annem ve ben etrafı gezdik.
 Burası da ünlü İskender kebapçısı. Çok istememe, gözümü kestirmeme rağmen maalesef ben tatmadım. Ama yoğurtları çok lezzetliydi, bir kase mideme indirdim hemen.
Yolculuk Hallerim....


 İşte böyle, arabanın içinde  kâh uyudum, kâh oynadım...

 Bu ay başka bir düğün daha vardı. Başak teyzem evlendi. Bunun için dedem istanbul'a geldi. Onunla bol bol oyun oynadık.
 Annem bana garip bir oyuncak aldı. Böyle içine biniyorum tekerlekleri var. Yürüteç diyorlar... Doktorum önermemiş ama annem çevre baskısı ve artan kilolarıma bağlı olarak beni taşımaktan yorulduğu için dayanamayıp almak zorunda kaldığını söylüyor.

İlk başta garip geldi ama sonra alıştım. İstediğim yere kendi başıma gitmek çok zevkliymiş gerçekten. Bir de annem ben yürüteçteyken her şeyi kaldırmasa daha memnun olacağım.
 Bu ay bir de canım babamın doğum günü vardı. Annemle süpriz yapıp evi süsledik.
 Doğum günleri çok güzelmiş. Keşke her gün kutlansa...


İyi ki doğdun canım babam....

8.ay notlarım böyleydi. En kısa sürede 9. ve 10. ay notlarımı da hazırlamak dileğimle... Görüşürüz!