Wikipedia

Arama sonuçları

7 Ağustos 2020 Cuma

İyi ki Doğdun Damla

Canım kızım, bugün 3 yaşını deviriyorsun. Seninle ayrı geçireceğiz bugünü maalesef ama hafta sonu kendimi affettireceğim söz. Zaten henüz küsmeyi de bilmiyorsun ki, bir minni mouse pastası seni havalara uçurmaya yeter de artar. Sonra sabaha kadar "iyi ki doğdun Damla, iyi ki doğdun Damla, iyi ki doğdun, iyi ki doğdun... mutlu yıllar sana" ve püfffffff! Hadi bi daha! 

Sonsuza dek söyleyebilirim. Bıkmadan, usanmadan gözlerinin içindeki o ışığa bakarak zevkle yaparım hem de bunu. Hem bu şarkı senin için yazılmış bence. Hadi bi daha!

İyi ki doğdun Damla, iyi ki doğdun Damla, iyi ki doğdun, iyi ki doğdun, mutlu yıllar sanaaaa.

Seni çok seviyorum pamuk kızım.

Tebdil-i Mekanda Ferahlık Vardır

Bugün çalışmadım, evdeydim. İki hafta kadar vakit var ama yavaş yavaş toplanmalı. Damla'nın oyuncaklarıyla başladım işe, kırık dökük olanlar çöpe,  -3 yaş olanlar eşe dosta, toplamaktan en çok sıkıldıklarım ve bir müddet görmek istemediklerim babaannesine, yeni eve gidecek olanlar da şeffaf kutulara... böyle güzel, hakkaniyetli bir paylaşım yaptım.

Taşınmak ne zormuş! İnsan nereden başlayacağını bilemiyor. Çok tuhaf ki, kiracı bir ailenin evladı olarak çok sık taşınmamıza rağmen bunu ancak şimdi daha net anlıyorum.

Bu zorluğu rahmetli annem hep anlatırdı ama ben olayın sadece duygusal boyutunu yaşardım. Geride kalan eski arkadaşlar ve eski anılar için hüzünlenirken tanışacağım yeni arkadaşlar edineceğim yeni çevre yeni deneyimler beni heyecanlandırırdı sadece. Taşınmanın, nakliyenin, mevcut eşyanın yeni eve sığıp sığmaması, zarar görmemesi, perdelerin halıların yeni evle uyumu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Tıpkı şu an Damla'nın olduğu gibi bihaberdim her şeyden... O da içinde oyun parkı olan bir evin heyecanını yaşıyor bu ara sadece hepsi bu.

Bugün onunla Cennet'e kadar yürüdüm. Letgo'dan tesadüfen iki sokak ötede  oturan birinden aldığım baston pusetine oturtup, birlikte gezindik. Doğumdan sonra çalışmadığım ve onunla baş başa kaldığım zamanları tekrar yaşadım adeta. önce kanguruda, sonra pusette Küçükçekmece'yi sokak sokak, market market gezerdik beraber. O yeni doğmuş bebek kokusu geldi burnuma adeta, hüzünlendim biraz.

Ben 18 yaşındayken gelmiştik Küçükçekmece'ye. Annem, Ali ve ben... babam olmadan yeni bir başlangıçtı bizim için burası. özgürlük, sorumluluk, huzur, güven... gibi bir çok olguyu soktum hayatıma burada. Tam yirmi bir sene ...

Sonra evlendim, anneme yakın olmak istedim, ayrılmadım yine buradan, evlenmemden 3 ay sonra annem burayı hatta bu dünyayı ve hatta bizi bırakmış olsa da kötü bir şey düşünmedim, hissetmedim burayla ilgili. Düşünemem, hissedemem de. Çünkü annemi burada kaybetmiş olsam da onunla yaşadığım en güzel, en mutlu anları da burada biriktirmiştim. Belki de içimdeki hüzünün en çok bununla ilgisi vardır kim bilir...?

Neyse, hüznün yanı sıra güzel heyecanlar da taşıyorum hala, eskisi gibi. İnanıyorum ben, her şey çok güzel olacak. Tebdil-i mekandaki ferahlığı dibine kadar hissedebiliyorum şimdiden. Yeni evimizde çok güzel anılar biriktirmek için sabırsızlanıyorum. 

17.07.2020
Küçükçekmece


2 Nisan 2020 Perşembe

Ah Korona Ne Yaptın Sen Bize?

Geçen hafta seyrekleşen mesailer bu hafta tamamen kalktı. Evdeyim ben de, çoğu insan gibi. Bu evde olma hali zorunlu olduğu için normal zamanlarda hayalini kurduğum bir mutluluk vermedi bir çok şeye zaman ayırabiliyor, kitap okuyabiliyor, bloga girebiliyor olmama rağmen.

Tüm bunlara rağmen hissettiğim şey mutluluk değil evet. Mutsuzluk da değil hissettiğim aslında, olsa olsa şükürdür belki tam olarak hissettiğim. Her şeye rağmen bu dünyada var olabiliyor, kendimi ve ailemi dışarıdaki mikroplardan koruyabilme şansı bulabiliyor olduğum için belki.

Ve bu şükürle birlikte, eve kapanıp Damla'yla uyduruk oyunlar oynarken, kurduğu uzun cümlelerine şaşırırken, ona tuvalet eğitimi vermek için cebelleşirken neden işe gitmediğimi unutabiliyorum bazen.

Damla'm biricik kızım; onun içindeki bu mutluluk beni  de öylesine sarmalıyor ki dünyada olup bitenlerden bir tek onunlayken bihaber oluyorum ve gamsızca eğlenebiliyorum.

Bir de düşünmeye fırsat bulduğumda; özgürce gezebildiğimiz, alışveriş yapabildiğimiz, çocuğumuzu parka, sinemaya, tiyatroya götürebildiğimiz, sevdiklerimizi koşulsuzca sarmaladığımız zamanları şöyle bir kafamdan geçiriyorum da hayat gerçekten çok güzel değil miymiş? Ah korona ne yaptın sen bize?




11 Ocak 2020 Cumartesi

Gelirken Ekmek Al



Bu senenin ilk postu kitap yorumu olsun. Sene nasıl başlarsa, öyle gidermiş diye düşündüm :) Çalışma hayatı, ev hayatı derken gerçekten kitap okumaya vakit ayıramıyorum, hele uzun bir roman hiç okuyamıyorum. Başlayıp yarım bıraktığım kitaplar da beni sinir ettiği için tekrar elime alamıyorum.

Ama böyle kısa kısa öykülerden oluşan bu kitap bana çok iyi geldi. Çok sıcacık, çok tebessüm ettirici, çok kendi içimize bakıyormuşuz gibi ve çok, çok, çok minnoş bir öykü kitabı bu.

Bir de sanki çoook eskiden okumuşum ve de aynı zamanda çoook sonra Damla okuyacak gibi..

Şermin Yaşar, sosyal medyadan tanıyıp ve severek takip ettiğim bir isimdi. İlk anne olduğum dönemlerde bir kaç kitabını da okumuştum ama bu kitap onu benim gözümde daha da değerli kıldı diyebilirim. Edebi kişiliğini daha iyi yansıtmış ya da kalemi daha güçlenmiş diyebiliriz de.

Aziz Nesin öykülerinden nasıl zevk aldıysam bu kitaptaki her bir öyküden de öyle zevk aldım diyebilirim. Kitabın içinde, aşağıda sıraladığım ve parantez içinde de kısa kısa yorumladığım on sekiz öykü bulunmakta;

-Gelirken Ekmek Al (kitaba ismini veren ve benim de favorim olan öyküsü)

-Diğer Müjdatlar Gibi (bu öyküyü okuyunca kitabı elimden bırakamadım)

-Kız Kim? (Aziz nesin öyküleri tadında )

-Yine Muazzez  (şiir gibi bir öykü)

-Bize Bi Çay (yeşilçam tadında)

-Barıştık (bu da aile komedisi tadında)

-Sıcacık (pek bi hüzünlü aslında)

-Olanlar Oldu (bu da pek bi matrak)

-Topuğumuz (Kamil bey'in öyküsü)

-Çıkmaz Demeyin (şansınızı deneyin :))

-Aşk Olsun (bence de olsun...öykü bitince ağzını kapatmayı unutma :))

-Babam Yüzünden (Film gibi...))

-Tüh! (Çok tatlı!)

-Armağanın Hediyesi ( çok ironik)

-Tuzlu Fıstık ("fıstık adam şip şap şup "şarkısı eşliğinde okudum :) işte bunlar hep Damla'nın yüzünden :))

-Nihat ve Teselliperver Cemiyeti ( Her eve lazım)

-Pekmez (çok tatlı)

-Aklımda (ladeeees!)

25 Kasım 2019 Pazartesi

Annem'e

Canımın canı, güzel annem...

Üç yıl, canımdan can kopup da gideli tam üç yıl oldu.

Özlemin, yokluğun, hâlâ çok can yakıyor ve sanırım bu durum sana kavuşana dek devam edecek.

Yemek yaptığın tencereler, her gün özenle dizdiğin koltuklarındaki yastıklar bile duruyor. Ama sen yoksun.  Benim de aslında söyleyecek fazla sözüm yok. Seni çok özledim hepsi bu...

26 Ekim 2019 Cumartesi

Canım Yazmak

Ne çok ihmal ettik birbirimizi... Oysa benim sana nasıl ihtiyacım var bir bilsen! Çok ama çok özledim seninle sohbet edip vakit geçirmeyi, içimi dökmeyi, anlatmayı, anlatmayı ve anlatmayı. Her şeyi, herkesi... Hayatımda olan ve olmayan her şeyi anlatmayı çok özledim. Eminim sen de çok özledin benim güzel sohbetimi. Canım benim... :)

Bu yüzden ilk fırsatta koştum geldim yanına. Bak şu sessizlik var ya şu sessizlik, herkes mışıl mışıl uyurken ikimizi buluşturan hani... işte, hep onun suçu aslında. Pek uğramıyor benim yanıma bu ara. Bu yüzden yazamıyorum artık eskisi gibi.

Yok, hayır, vakit kısıtlı. Bu sefer kendimi, Damla'yı ya da anneme olan özlemimi anlatmayacağım sana. Yeteri kadar ihmâl ettim seni zaten, böyle bir bencillik yapamam doğrusu. Sadece senden söz edeceğim, senin varlığından ve bana ne iyi geldiğinden...

Canım yazmak; evet, bana öyle iyi geliyorsun ki bir bilsen... Nasıl anlatmalı? Böyle, hani sanki içimde bir yabancı varmış da senin sayende ona ulaşmışım gibi ya da ölümsüzlük iksirini bulmuşum gibi... Hafiflemek, rahatlamak da cabası.

Sahi, insan neden yazar? Buradayım demek için ya da gizlenmek için mi?Anı biriktirmek için ya da bir kalemde kafasındakileri silmek için mi? Her şeyi içine attığı için ya da artık kendine susamadığı için mi? Ya da sadece Sait Faik'in dediği gibi delirmemek için mi yazar insanoğlu acaba? Neden, neden...?

Bi önemi var mı kuzum? Yani, neden yazdığımın diyorum, bir önemi var mı sence? Bence yok. Önemli olan sonuç. Sonuç...? Tabi ki mutluluk.



7 Ağustos 2019 Çarşamba

Bal Damla'm 2 Yaşında



Pamuk kızım, kurabiye suratlım, her şeyim....

Hızla büyüyerek bizi şaşırtmaya ve  minicik bir mimiğinle bile göklerde uçmamızı sağlamaya devam ediyorsun. Bu durum ne zamana kadar sürecek diye merak etmiyorum artık, sanırım sonsuza kadar...

Sürekli tekrarladığın saçma sapan hareketlerine bile bıkmadan en içten kahkahalarımı sonsuza kadar patlatabilirim evet.

Komik suratlı meleğim benim...

Benim artık  2 yaşında olan, henüz cümle kurmayı beceremeyen ama her kelimeyi bilen ve bir şekilde söyleyen, 10'a kadar hem ingilizce hem türkçe sayabilen, renkleri, şekilleri de aynı şekilde bilen, şarkılara bazen doğru bazen uydurarak eşlik eden, karıştırmayı, dağınıklığı, zıplamayı, hayvanları ve çocukları çok seven  bal Damla'm...

Bu içindeki zıp zıp zıplayan mutluluk hiç bitmesin e mi? O güzel yüzünden de hepimize bulaştırdığın gülücükler hiç eksik olmasın olur mu benim mis kokulu yavrum?

İyi ki doğdun, iyi ki doğdun da dünyamızı böyle güzelleştirdin iyi ki ama iyi ki benim kızım oldun... ve yine söz veriyorum sana; ben de ölene kadar senden bu "iyi ki" ile başlayan cümleyi duymak için çabalayacağım her zaman. Seni çok ama çooooooooooook seviyorum minik kuzum, nice mutlu yaşlara...

07.08.2019